20 Ağustos Pazar, 2017
Sevgili Ölüm

Sevgili Ölüm

Semra BAY

Hafta sonu havanın güzelliği, güneşin yüzünü yeni yeni göstermeye başlayan hali sokağa çağırdı beni. Evde oturmak olmazdı bu havada. Oturduğum semtin çarşı meydanına doğru yürürken etrafımda akan insan kalabalığı ölümü düşündürdü biran bana. Bir göz kırpması kadar kısa olan ömrümüzü. ‘’Ne alakası vardı şimdi.’’ diyebilirsiniz ama hayat böyle işte. Her şey iç içe zihnimizde. İnsanın içinde yine onlarca insan var. Ve hangisinin ne zaman neyi fısıldayacağı belli olmuyor kulağımıza.

Biran öldüğümü ve bu insan kalabalığında bunun hiç de önemli olmadığını hayal ettim. Mesela şu köşedeki simitçi farkeder miydi benim artık olmadığımı bu dünyada? Ya da karşı durakta bekleyen siyah montlu, şapkalı adam umursar mıydı ölümün kapımı çalışını? Sanmıyorum. Sanmıyorum değil eminim aslında. Sonra dert edindiğimiz onlarca şeyi düşündüm. Gördüğü halde selam vermeyen falancayı, sabahın erken saatinde sokaktan gelen sesleri, komşunun gürültü etmesini, menfaati bitince yok olan tanıdıkları, eşarbın kalitesini, mantonun rengini, arabanın markasını, bilmem hangi tanıdığın lüks evini, koşturmaktan bir çay içimi vaktin olmayışından dem vuran uzun uzun yakınmaları… İlk aklıma gelenleri sıraladım hemen. Daha yüzlerce sebep yazılır buraya her halde her gün canımızı sıkmak için bulduğumuz şeyler arasından. Gerisini size bırakıyorum.

Dert ettiğimiz şeylerle ölümü kıyasladım sonra.  Gördüm ki dünyanın aldatıcılığı önemini yitiriyor bunun karşısında. Etrafımda olan bitenler beni etkileyemeyecek kadar anlamsız kalıyor. Ne doğumum benim elimde ne de ölümüm. Ne öne çekebilirim ölümümü ne de erteleyebilirim. Ve hayatım kendi isteğimle vazgeçemeyeceğim kadar değerli nefsime. Bir o kadar da güzel hayat.

O halde ne yapmalı biz insanlar dedim. Hiçbir şey tesadüfi olmadığına göre şu kocaman evrende biz de tesadüfen bulunmuyoruzdur her halde. Niye dünyaya gönderildik peki. Yorulmak ve yormak için mi? Yatlar,  katlar sahibi olmak için ya da yüksek makamların ulaşılmaz, paralı esirleri olmak için mi?  Aklım ‘’hayır’’ dedi her bir soruma. Yine bunlar ilk aklıma gelenler. Ve yine onlarca sıralanabilecek soruyu size bırakıyorum.

Aklın yolu bir aslında özümüze dönersek. Çözüm basit ve de kolay. Bizi üzen, yıpratan, yoran vaktimizi çalan her şeyden uzaklaşmakla başlayalım işe ve güneşe dönelim yüzümüzü, aydınlığa bakalım. Bize iyi gelen şeyleri yapalım ilk önce.

Hayvanları daha çok sevelim mesela. İlk selamı biz verelim karşı taraftan beklemeden. İlk adımı biz atalım. Hani şimdinin moda tabiriyle evrene pozitif enerjiler yollayalım. Daha fazla dua edelim yani. Olumlu eleştirelim çevremizi sonra. Sözcüklerin büyülü olduğunu bilelim. Kuran başucu kitabımız olsun her şeyden önce. Gücümüzü inancımızdan alalım. Birbirimize yardım etmek için fırsatlar kollayalım. Bir engellinin ya da bir yaşlının hayatından kaldırdığımız bir zorluğun hem bir iyilik hem de bizim insanlık imtihanımız olduğunu anlatalım etrafımıza bıkmadan. Birbirimizden sorumlu olduğumuzu hatırlatalım çevremizdeki insanlara. En önemlisi yaptığımız her şeyde gülümseme eksik olmasın yüzümüzden.

Bırakalım hayat daha huzurlu aksın etrafımızda…

|| Semra Bay kimdir?

Semra Bay
1975 yılında Almanya'da dünyaya geldi. İlkokulu Hatay­ Dörtyol'da, ortaöğrenimini ise Tokat­Turhal'da tamamladı. Okuma­ yazma ve konuşma üzerine bir dünya kuran Semra BAY, yazılarını ilk defa 2012 yılından itibaren kendi adına kurduğu bloğunda yayınlamaya başladı. Halen kültür­sanat ve edebiyat konulu yazıları okur- yazar.net ve bizimsemaver adlı sitelerde yayınlanmaktadır.Ayrıca habername.com adlı haber sitesinde, gündelik insan ilişkileri ve hayata dair yazılar yazmaktadır. Eskişehir Üniversitesi, Tarih bölümü öğrencisi olan Semra BAY evli ve bir çocuk annesidir.

Yorum yaz

Yukarı Git