20 Ağustos Pazar, 2017
SELİMİYE CAMİİ’NE ZİYARET…

SELİMİYE CAMİİ’NE ZİYARET…

Selimiye-Camii-02-e1443447489949

Ömer Yürekli

Görevim dolayısıyla ülkemizin dört bir yanını görmem, gezmem mümkün olmuştu. Ancak bununla birlikte Edirne’ ye gitmek nasip olmamıştı. Dolayısıyla Selimiye Camii’ni görme fırsatını bulamamıştım.

İçimde Selimiye Camii’ne karşı bir özlem vardı. Zira tüm zamanların en iyi mimarlarından biri olan Mimar Sinan’ın eserlerini görmüş, onun hayatını okumuştum. Onun çıraklık dönemi eserim dediği Şehzade Camii’ni, kalfalık dönemi eserim dediği Süleymaniye Camii’ni görmüştüm.  Doğal olarak insanın içinde büyük mimarın “ustalık dönemi eserim” dediği yapıtını görme isteği oluşuyordu ister istemez.

Bu ustalık dönemi eseri nasıl bir şey olabilirdi? Zira çıraklık dönemi eseri Şehzade Camii zamanına göre olağanüstü bir eserdi. Kalfalık dönemi eserim dediği Süleymaniye Camii İmparatorluğun altın çağındaki muhteşem bir yapıttı. Bakmaya doyulamayacak bir eserdi. Bu kadar muhteşem yapıt eğer kalfalık dönemi eseri ise ustalık dönemi eseri nasıl bir şey olabilirdi? Bunu hep merak etmiştim.

Kış mevsiminde, soğuk ve karlı bir cumartesi günü Selimiye Camii’ni görmek üzere görevli bulunduğum Tekirdağ’dan yola çıktım. Temel amacım Selimiye camiini görmekti, fırsat bulursam da Edirne’ de bulunan diğer tarihi eserleri gezmekti.

Edirne otogarının şehrin epey dışarısında olması Selimiye’ye özlemimi daha da artırdı. Terminal-Şehir merkezi çalışan otobüsten inip caminin bulunduğu bölgeye girdiğimde etraf erimekte/sulanmakta olan karlarla doluydu.  Selimiye Camiini ilk gördüğümde içimden “klasik Sinan camilerine” benziyor diye düşündüm. Giriş kapısını kimseye sormadan bulmaya çalıştım. Bunun için etrafını dolaştım. Dolaşırken gözüm hep camideydi. Her şey birinci sınıf gözüküyordu.

Caminin etrafını dolaşırken tarihi eserler de doğal olarak dikkat çekiyordu. Selimiye’ nin zenginliği adeta etrafa da saçılmıştı:  Osmanlı mezarlı, mezar taşları, tarihi otel vs.

Giriş kapısından içeri girdiğimde başlangıçta aklıma gelen “içimdeki klasik Sinan camilerine benziyor” şeklindeki düşünce dağılmaya başladı. Birçok şey daha farklı gözüküyordu. Yani farklılık girişten itibaren fark edilmeye başlıyordu. Önce caminin bahçesini dolaştım. Dış görünüşünü seyrettim. Bir sanat tarihçisi, bir mimar olmamama karşın diğer camilerden farklı olan çok önemli bir özelliği dikkat çekiyordu. Kubbesi yarım kubbelerden destek almadan yapılmıştı ve genişti. Gerçekten de eserle ilgili bilgileri okuduğumda o güne kadar en geniş kubbe olan Ayasofya’nın kubbesinden daha geniş bir kubbesinin olduğu anlaşılıyordu.

Ayrıca minareler hemen dikkat çekiyordu. Son derece ince ve zarif olan minareler insanı cezbediyordu. Adeta insanı kendine hayran bırakıyordu.

İçeri girdiğimde alanın genişliği, ferahlığı hemen fark ediliyordu. Klasik camilere göre çok aydınlıktı. Kolon sayısı azdı. Aslında bu olağanüstü bir başarı idi.

Duvar ve kubbe süslemeleri, çiniler muhteşem görünüyordu. Gerçekten de kayıtlarda en güzel İznik çinilerinin kullanıldığına ilişkin bilgiler vardı. İnsan bakmaya doyamıyordu. Caminin içindeki kolonsuz genişlik, ferahlık, ışık, süslemeler adeta insanı büyülüyordu. Namazda Hocanın sesi çok netti. Demek ki akustik açıdan bir sıkıntı yoktu.

Selimiye aslında bir külliye olarak inşa edilmiş. Avluda sıbyan mektebi, darül kurra, darül hadis, medrese ve imaret bulunuyor. Medrese bugün müze olarak kullanılıyor. Ayrıca daha sonra camiye gelir sağlamak üzere Arasta Çarşısı inşa edilmiş. Bugün halen çarşı olarak kullanılıyor.

Selimiye Camii’nden ayrılıp Orta camiye doğru giderken sık sık dönüp bakma ihtiyacı hissettim. Bu muhteşem camiyi yaptıran ekonomik gücü, teknolojiyi, bilgi birikimini ve aklı düşündüm. Yapıldığı dönem Osmanlı İmparatorluğunun her açıdan altın çağına denk geliyordu.

Kentin merkezinde etrafa bakıldığında her tarafın tarihi eserlerle dolu olduğu görülüyordu. Adeta açık hava müzesi gibiydi. İstanbul gibi bir tarihi kent. Osmanlı İmparatorluğuna 88 yıl başkentlik yapmıştı.

Terminale gitmek üzere halk otobüsüne binmeden önce son bir kez baktım: Evet muhteşemdi. İnsan gezip inceledikten, teknik bilgilerini okuduktan sonra bunu daha iyi anlıyordu.

 

|| Ömer Yürekli kimdir?

Ömer Yürekli
İlk, orta ve lise öğrenimini Kadirli’ de tamamladı. İTÜ’ de bir yıl elektronik ve haberleşme mühendisliği okuduktan sonra, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi. SBF’ den mezun olduktan sonra TEKEL’ de müfettiş yardımcılığı, müfettişlik ve başmüfettişlik görevlerinde bulundu. Bir dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ‘ nda araştırmacı olarak çalıştı. Halen kamu kesiminde denetim biriminde görev yapmaktadır. Mesleki konularda yayınlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır. DENETDE’ nin internet sitesinde köşe yazarlığı, DENETİM Dergisinde genel yayın yönetmenliği yapmaktadır.

Yorum yaz

Yukarı Git