20 Ağustos Pazar, 2017

Kategori Arşivi: İnceleme-Araştırma

Haber Aboneliği

Sakarya

Sakarya'ya dair yazacaklarım düşündükçe artacak gibi geliyor. Daha yazmadığım birçok güzelliği var Sakarya'nın. Öyle güzel, öyle huzur dolu yerler barındıran bu şehir gerçekten kıymet bilmeyi hak ediyor. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Sinemanın gücü ve Çağrı filmi üzerine…

Necati Kağan Çetin  Ben istiyorum ki; film, siz sinema salonunu terk ettikten sonra başlasın.                                                                                               Jacques Tati Çağrı Filmi, senaryosu, eşsiz hikâyesi ve mükemmel müzikleriyle bir başyapıttır. Filmin yapımının üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen, o hâlâ sinema tarihindeki en üstlerdeki yerini korumaktadır. Film mükemmeldir. Çünkü yönetmen, senaryo, müzikler, oyuncular, kurgu, mekânlar son derece iyi seçilmiştir. Üzerinde iyi çalışılmıştır. Filmde Mekke şehrinin setinin kurulması tam 4,5 ay sürmüştür. Setlerin kurulması için 300 kişi çalışmıştır. Film hem Batılı, hem Doğulu oyuncular tarafından iki defa çekilmiştir. Film tam 12 dile çevrilmiştir. Filmin setinde tam 28 farklı milletten insan çalışmıştır. Filmde savaş sahnelerinin çekimi için bütün atlar bile ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ÇÖLDE BİR VAHA: KUBBEALTI VAKFI

Süleyman Südaş 21. yüzyılın ben çağında yaşadığımız bir gerçek.. Bu gerçekliğin soğukluğu tüm ruhumuzu titretiyor… Sorular ve sorunlar yumağında boğuşuyor insanoğlu… Ne maddeyi aşabiliyor, ne de manayı tam olarak anlamlandırabiliyor…  Sürekli bir kargaşa, bir bilinmezlik içinde günübirlik heyulanın kısır döngüsünde çırpınıp duruyor… Hız çağı ve enformasyon kirliliği içinde kaybolmakta olan modern zaman kuklaları olmaya gelmedik sanırım yeryüzüne… İşte bu hız çağında bir soluklanma, nefes alma, bir düşünme mekanı var Çemberlitaş Köprülü Mehmet Paşa Medresesi içerisinde: Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı… Genel merkezi Fatih’te yer alan vakıf bünyesinde Ayverdi Enstitüsü ile yine Fatih ve Beyazıt’ta birer kitabevi bulunuyor… Vakıf, Türk kültür dünyasının üç güzide şahsiyeti Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi ve İlhan Ayverdi’nin öncülüğünde 1970 yılında cemiyet hüviyetiyle kurulmuş, 1978’de de vakıf statüsünü kazanmıştır. Türkçeyi Doğru ve Güzel Konuşma, Osmanlı Türkçesi, Türk Sanat Musikisi, Tezhib, Hat Sanatı kurslarının yanı sıra bilim ve akademi dünyasının önde gelen isimlerinin düzenledikleri panel, sempozyum, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

TARİHİN DERİNLİKLERİNDE

Yazar: Ömer Yürekli Antakya’ da bulunan Habib-i Neccar camiini gezerken “tarihin derinliklerinde” ibaresi aklıma geldi. Tarihin derinliklerinde gezindiğimi düşündüm. Zira MS 40’ lı yıllara giden bir hikâye söz konusu idi. Antakya Hz. Ömer döneminde Ebu Ubeyde Bin Cerrah tarafından 636 tarihinde İslam topraklarına katılmış. Bu fetihten sonra Hz. İsa’ nın havarilerinden Yunus (Pavlus) ve Yahya’ nın  (Yuhanna) mezarlarının bulunduğu alanda bir cami yaptırılmış. Bu caminin Anadolu’ da yapılan ilk cami olduğu kabul ediliyor. Antakya nın fethi sonrasında MS 638 yılında yapılan bu camiye, Hz. İsa’ nın havarileri Yunus ve Yahya’ ya ilk inanan kişi olan Habib-i Neccar adı veriliyor. Habib-i Neccar müslümanlar tarafından evliya olarak kabul ediliyor. Öncelikle caminin yapıldığı yıllarda geziniyorum. O yılları, o yılların koşullarını, o yılların toplumsal yapısını, o yılların beşeri ilişkilerini, o yılların inşaat teknolojisini düşünüyorum. O yılların yemek kültürü, o yılların barınakları, o yılların yolları, o yılların kostümleri… O yılların yöneticileri, o yılların sıradan insanları nasıldı acaba? Sonra ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Dede Korkut Hikâyelerinde ve Oğuz Kağan Destanında İdeal Erkek Tiplemesi

Yazar: Emre İlkay Aytekin Dede Korkut Hikâyelerinde ve Oğuz Kağan Destanında ortaya konulan ideal erkek tiplemesi genellikle alp ve akıncı tipler olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağının ideal tipi elbette çağın gereksinimlerini yerine getiren erkeklerden oluşmaktadır. Dede Korkut Hikâyelerinde ve Oğuz Kağan Destanındaki ideal erkek tipini incelediğimizde her ikisinde de çağına göre oldukça muasır bir medeniyet seviyesi ile karşılaşmaktayız. Dede Korkut’ta İslamiyet’in kabulü ile değişen yer isimlerine rastlamamız tesadüfi değildir. İdeal erkek tiplemesi genellikle avcılık yapar. Bu da göçebe hayatın kaçınılmaz bir unsurudur. İdeal erkek tipi olan Alp’in sürüleri vardır. Oğuz Kağan Destanında hayvan olarak karşımıza sadece at çıkmakla birlikte Dede Korkut Hikâyelerinde atın yanı sıra koyun ve deve gibi hayvanlar da zikrolunmaktadır. Oğuz Kağan’da hayvanlar hayatın akışı sırasında vahşi saldırılarından dolayı toplumsal huzura bir engel olmaktadır ki, bu vahşi hayvanları öldürmek büyük bir kahramanlık olarak görülmektedir. Dede Korkut’ta ise bu vahşi hayvanlar ideal olma yolundaki Alplerin kahramanlıklarını sınadıkları bir araçtır. Her ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Derviş; Bir Sûfinin Yolculuğu

Yazar: Semra Bay Çoğumuzun, benzer bir hikayesi vardır. Beklemediğimiz bir anda, karşımıza pejmurde bir kıyafetle çıkıp el açan yaşlı bir dilenci, içimizi burkmuş, merhamet damarlarımızı kabartmıştır. Hele bir de gâfil davranıp, eli boş çevirdiysek bu garibanı, ömür boyu ”eyvah” der dururuz. Ama Yusuf gibi cömert olabildiysek, kim bilir hangi zamanda önümüzde sırlı kapılar aralanır, sonsuzluk yolculuğuna davet edilebiliriz. İşte Derviş de, Yusuf karakterinin şahsında bir sûfinin yolculuğu, kapıyı çalışı en nihayetinde kabul edilişi. İlk satırlardan itibaren sizi kelimelere hapseden, başka bir dünya ile tanıştıran kitabın yazarı Serdar Üstündağ. Eşik Yayınlarından çıkan kitabın akıcı bir dili, vurucu cümleleri var. Örneğin; ”Harabat ehlini hor görme Şakir, Defineye mâlik nice viraneler var.” Sözü unutulmazlardan. Zannımca, bir sûfiyi anlamak için onun ayak izlerine basarak yürümek, onun gözleriyle görmek, onun gönlüyle hissetmek gerekir. Derviş, sizi tam da böyle bir yolculuğun içine sokuyor. Özellikle tasavvufa karşı olanların okuması gereken bir kitap. Çünkü Yusuf’un hikayesi de böyle ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ŞİİR NEDİR? NE DEĞİLDİR? I.BÖLÜM

Faruk Gökbulut     Sevgili dostlar, hayâllerimin gözbebeği, rûhumda büyüttüğüm mutluluğumun öbeği, cânım İstanbulum’dan ayrılalı tam on ay olmuş. Şu an Akdeniz’in incilerinden şehr-i Mersin’de ikâmet etmekteyim. Bunları neden söylediğimi merak ediyorsanız; az sonra şiirle alâkalı anlatacaklarıma mukaddime olacağından dolayıdır. 2012 yılı sonbahar döneminde İstanbul Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı Bölümü’nde özel öğrenci statüsünde doktora programına başlamıştım. Ancak TSK’dan malûlen emekli olmam ile hayâtımdaki ciddî değişiklikler ve zamanın ve zeminin müsaadesizliği sebebiyle o programı bırakmak durumunda kaldım ve evlilik yapmam dolayısıyla da Mersin’e yerleştim. Ancak içimde büyük bir uhde kalmıştı. Mutlaka ama mutlaka edebiyat alanında akademik kariyer yapmalıydım. Bu duygu ve düşüncelerle Mersin Üniversitesi’nde bu hayâlimi gerçekleştirebilir miyim diye araştırma yaptım. Nihâyetinde 14 Şubat 2014 târihi son müracaat günü olmak üzere burada da yüksek lisans özel öğrenci programının olduğunu öğrendim ve hiç vakit fevt etmeden başvurumu yaptım. Bölüm başkanı ile yaptığım görüşmede bir dönemde sadece iki ders alabileceğimi öğrendim. Bölüm başkanı ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Anadolu Kokan Hikâyeler

 KİTAP TANITIM YAZISI: ÇAKI ÇAKMAK AYNA TARAK      Semra Bay Uçmaz ” Çakı Çakmak Ayna Tarak”. Samimi, tecrübeli bir kalemden, sıcacık, içinizi ısıtan, buram buram Anadolu kokan 15 hikâye. Yazarı Bekir Tuncer Salihoğlu. Salihoğlu’nun daha önce çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış makale ve hikâyeleri var. Ayrıca bir tiyatro eseri yazmış ve bu eser sahnelenmiş.   ”Çakı Çakmak Ayna Tarak” yayınlanmış ilk kitabı. Basılmayı bekleyen üç kitabı daha var. Eser Reçete Yayınları’ndan çıkmış. Okurlarına güzel bir armağan. Yazar, kapak resmi olarak tarihi Süleymaniye semtinden bir kesit seçmiş. Resmin hemen üzerinde kitabın ismi yer alıyor iri puntolarla. İlginç ve dikkat çekici bir isim. ” Çakı Çakmak Ayna Tarak”. İlk etapta kitapta okuyacağınız hikâyelere dair birçok şey canlandırıyor zihninizde bu isim. Ama hemen belirtmeliyim ki satırlar arasında gezindikçe, birçok farklı dünyanın kapısını aralayacağınıza emin olabilirsiniz. Gözleriniz satırlar arasında gezinirken, kalbinize dokunan,  sırtınızı sıvazlayan bir eli hissedeceksiniz âdeta. Anadolu insanının hayata bakışını, merhametini, hüznünü bulacaksınız ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Esra Polat’tan Bir Kitap Tanıtım Yazısı

Esra Polat’tan Bir Kitap Tanıtım Yazısı Esra Polat   Kitabın adı : Yusufcuk Kitabın yazarı : Sâmiha AyverdiKitabın yayınevi : Kubbealtı NeşriyatSayfa sayısı : 183Çağımızın en önemli mütefekkir yazarlarından birisi olan Sâmiha Ayverdi, 25 Kasım 1905 yılında İstanbul’da doğdu. İlk tahsilini, Mahalle mektebinde yaptı.1921 yılında Süleymaniye Kız Numune mektebini bitirdi. Sonraki eğitimleri ise, tarih, tasavvuf, felsefe ve edebiyat alanlarında hususi öğrenim görmüş, Fransızca dersleri almış, güzel sanatlarla ilgilenmiş ve keman çalmayı öğrenmiştir.Fakat, Sâmiha Ayverdi’nin asıl rûhî ve fikri gelişmesi ve bu anlamdaki şahsiyetinin teşekkülü Fatih’teki Ümm-i Ken’an Dergahı’nın Şeyhi Kenan Rif’âî’ye intisapları neticesinde onun irşadlarıyla olmuştur.Sâmiha Ayverdi, ilk eserini  1938 yılında  “Aşk Budur” romanı ile verdi. 1946 yılından sonra fikri ve tarihi eserlere ağırlık vererek hatıralarını kaleme aldı. 1966 yılında Türk Ev Kadınları Derneği’nin kuruluşuna önayak oldu. 1970 senesinde ise ağabeyi Yüksek Mühendis Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi ve onun eşi İlhan Ayverdi ile birlikte Kubbealtı Cemiyeti’nin kurulmasını sağladı.Ömrünü Türk-İslâm kültürünün ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

SAİT FAİK VE ‘SÜT’ ADLI HİKÂYESİ ÜZERİNE

  SAİT FAİK VE ‘SÜT’ ADLI HİKÂYESİ ÜZERİNE  Abdurrahman Sami Çevik Mehmet Nuri Yardım Hocamın bir edebi eseri inceleme ödevi verdiği güne kadar, eser incelemelerinin, bireysel çalışmalara yoğunlaşmayı hedeflemiş bir edebiyat heveslisi için çok da gerekli olduğunu düşünen biri değildim. Bana göre bir edîb, sadece edebî eser üreten kimseydi; daha önce hiçbir muhayyileye düşmemiş şeyleri bilinmezlik ülkesinden bulup çıkaran, kimsenin göremeyeceği, ulaşamayacağı kadar uzak okyanuslardaki mercan incilerini keşfedip getiren ve bunları okurunun önüne serip “Bak sana neler getirdim!” diyerek onu şaşkınlıktan ve hayranlıktan mest eden kişiydi. Hatıra, gezi notları gibi türleri bile insanın tam manasıyla kendi hayal, düşünce ve duygu dünyasının yansıttığı ürünler olarak görmüyor, edebiyatın deneme, hikaye, roman olduğuna inanıyor, hatta çoğu zaman bunları bile kıyl-ü kâl görüp, çağlar boyu ‘söz’ diye adlandırılmış o sırrın zirve makamı ancak ve ancak ‘şiir demek, şiir yapmak, şiir söylemektir’ diyordum. Röportaj, araştırma, inceleme de neydi öyle? Benim işim bu değildi ki. Evet, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git