24 Haziran Cumartesi, 2017
Duyurular

Kategori Arşivi: Hikaye

Haber Aboneliği

Uzun Bir Yol Hikâyesi

Hülya Günay Kendince bir hayatı vardı. Kimselere muhtaç olmamanın ötesinde, oldukça variyetli, güçlü, yakışıklı bir eşi, çocukları, ailesi… Coğrafya kaderdir hesabı, annesinden, atasından gördüğü kadar yaşıyordu hayatı, taşımaya alışkın olduğu kendini yormayan yükleri ile. Belki de kimselere ses çıkaramadığı yüreğindeki hüzünler ile. Kamu spotları, erken teşhisin önemini vurgulayan haberler, afişlerden bir haberdi bugüne kadar. Uzun yıllardan sonra bir kez daha anne olmanın mutluluğunu yaşamasına fırsat kalmadan, hekimlerin gözlerindeki kararan bulutları andıran ifade, sessizlik, fırtına öncesini andırıyordu adeta. Bu doğumu yapmasa hastalıktan hiç haberi olmayacaktı. Beklemesini onlar kadar bilen yoktur. Koridor sonlarında açılıp kapanan kapılar, köpüklenerek uçan, uzaklarda kaybolan beyaz önlükler, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

LEYLEKLER

 Nevruz YILDIZ  Baharı beklerdim dört gözle. Havalar ısınır ısınmaz geleceklerinden emindim.  Kavakların en yüksek yerine konacaklarına da…  Her yıl olduğu gibi eski yuvalarına yumurta bırakacaklarını bilirdim. Çatıya çıkıp gözetlerdim ahenkle kanat çırpışlarını. Coşku dolu süreler geçmek bilmezdi. Yaklaşamazdım kavakların gölgesine bile. Ya kaçarlarsa, ya bir daha hiç gelmezlerse? Olur mu olur. Muhacir kuşu bunlar. Meraktan çıldırıp sordum. “Neden geciktiler Anneanne?” O, endişeli halimi hayretle karşıladı. Çalışmaktan şeftaliye dönen yüzüne tatlı bir tebessüm yayıldı. “Gelirler,  gelir, hem de pek yakında.” “Ya gelmezlerse?” “Kuşlar gökyüzünde bir önceki yollarını izleyerek geri dönerler. İstersen anneme sor!” Ninem, sahiden oradaydı, köşesinde, Kur’an okuyordu. Yanımızda bile ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

KABİLEDEN HEZİMETE

Sümeyye Yılmaz Gün doğuyor. Henüz güneş görünmedi. Ortalık yeni yeni ışımaya başlıyor. Gökyüzü koyu mavi. Uzaktaki cisimlerin kendisi yok, gölgesi var gibi. Serin bir esinti; saba yeli. Bu esintinin verdiği o berrak hissi başka hiçbir yerde bulamıyorum. İçime çekiyorum serin havayı. Ciğerlerimi bu taze hava ile dolduruyorum. Tazeliği, esintiyle gelen bu ilkbahar çiçeklerinin kokusu dimağımda kalıyor. Mest ediyor. Bu huzur beni Arizona’da çocukluk günlerime götürüyor.                                                        *** – Vay canına!.. Kuşun güzelliğine bakar mısın ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

BERRAK GÖZLÜ KÜÇÜK KIZIN BÜYÜK YÜREKLİ BABASI

Ayhan Şimşek Metrodaydım. Her zamanki gibi aralarında sıkışıp kaldığım ve tanımadığım onlarca insanın arasında ayakta kalma mücadelesi veriyorum. Hemen yanımda duran orta yaşlı bir adam, cep telefonunu çıkartarak birini arıyor. Karşı tarafın telefonu açıp da yanımdaki adamın ağzından kelimelerin dökülmesiyle gözlerimden yaşların sicim gibi inmesi bir oluyor. ‘’Kız hastaymış abi’’ diyor adam ağlayarak. Kız çok hasta, lösemiymiş, kan kanseri…’’ Artık gözyaşları hıçkırıklara dönüşüyor. İstemeden kulak misafiri olduğum bu konuşma karşısında ben de gözyaşlarımı tutamıyorum. Arkamı dönüp elimin tersiyle gözümden akan yaşları siliyorum. Sanki tüm dünyanın yükünü benim omuzlarıma yüklüyorlar o an. O denli yorgun hissediyorum. Oturmak istiyorum bir yerlere. Arkamı ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Köye yeni bir tay geldi

Ayhan Şimşek “Arılar tarafından saldırıya uğrayan at, sahibinin tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı.” Bu giriş cümlesi gazetelerde yer alan bir haberin spotu. Gazetecilik literatüründe bu haberin aslında pek de bir önemi yok ve üçüncü sayfayı süslemek için konulan bir haber. Oysa bana göre gazetelerin üçüncü sayfa haberleri hayatın içinde olan ve insana dair olanın ta kendisidir. Bu olay şöyle başlamıştı; köye bir kamyonet içinde getirilen tay, Seyid efendi tarafından çok iyi bakılıyor ve özenerek büyütülüyordu. Arpa tarlasının içinde serbestçe dolaşan, gem vurulmayan at köyde özgürce dolaşıyor ve meralarda hoplaya zıplaya bir hayat sürüyordu. Kırlarda dolaşırken arı kovanıyla karşılaşan at, büyük bir ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Vazo, Tabanı, Parçaları ve Kintsugi

Ayşei Yasemin YÜKSEL O vazo her seferinde gözüne çarpardı. Kolay kolay ilk bakışta kimselerin anlayamayacağı kadar eskiydi.  İçindeki taptaze çiçeklerle ortalığı nasıl da buğulu bir kokuya bürüyordu. Eğer bu ev böyle mutluluk aşısı etkisindeki çeşit çeşit çiçek ıtırıyla kokuyorsa, is, pis, duman içinde değilse hep bu içi her renkten, cinsten kimisi bahçeden kimisi kırdan kimi dağdan kimi deniz kenarından hatta kimi de kıraç topraklardan gelme çiçeklerle dolu şu vazo nedeniyle olmalıydı. Ama bu evin böyle güzel kokması onun istemediği bir şeydi. O, bu evin kötü kokmasını bekliyordu. Her biri ayrı bir renkte, boyda, gösterişte, kokuda çiçekler, yalnızca çok eski bu ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Gönül Tacı

Zeynep Topuz Bir sevincin daha gölgesinde ruhlar belirginleşiyor. Güneş tam yuvarlak çizmiş, Yaradan’ın kudret edalı eseriyle etrafını ısıtıyor. Bulutlar kol kola girmiş, kardeşliğin yürüyüşünü yapıyorlar. ‘’Hu kuşları” mavinin esişinde Allah (c.c) tespih ediyorlar. Her kul münzevi bir yönelişle ona yekpare oluyor. Sıcak yaz günlerinden bir günde Ramazana adım adım yaklaşılıyordu. İlk sahur gecesi olması hasebiyle, Fatma ile annesi Ayşe Hanım tatlı bir telaş içerisine girmişlerdi. Sahurda ne yesek, iftara ne pişirsek, acaba dayanabilecek miyiz? Gibi binbir türlü sorularla cebelleşiyorlardı. Evlerinin tahtadan, en üst katta oluşu ve daha da sıcak olacağını düşünerek bir yandan tedirgin oluyorlar diğer yandan, geceleri komşularıyla davulcuyu ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

İNSAN UNUTULUNCA ÖLÜR

Samet Başormancı Yaşları yetmiş beş olan Cevdet Bey ve Mine Hanım çifti, akşam yemekleri sırasında şimdiye dek gözleri kapalı güvendikleri evlâtlarıyla aynı evde yaşıyorlardı. Evin hacimsel darlığını bahane edinen evlâtları ise anne ile babasını huzur evine yerleştirdiler. Evlâtların amaçları ise, arsayı anlaşmış oldukları bir müteahhite satmayı plânlamalarıydı. Sattıkları arsanın karşılığında ise bütün kardeşler, birer daire sahibi olacaklarına dair sevinçliydiler. İhtiyar anne ve babası, kendi evlerini evlâtlarının üzerine henüz devretmiş olduğu için herhangi hak talep edemiyorlardı. Huzur evine yerleştirilmiş olan ihtiyarlar bir süre alışamadıkları yeni hayatlarına dair dışa vuramadıkları hüzünleriyle zamanın geçmesi için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı. ihtiyarların, bir de yıllarca ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

MAHAR

  Elif Sabır Uyanmak… Uyanmak istememişti o sabah. Belkide bu yeni bir his değildi. Aylardır uyanmak istemiyordu. Ancak göz kapakları onun hislerinden katbekat kuvvet sahibiydi. Göz kapakları kabiliyetini gösterme yarışında iken hissine, acı gerçekle irkiliyordu. Gözünü açtığı dünyanın bedbaht haline uyanmak belki göz kapaklarının tercihiydi. Lakin ceremesini çekmek feri kaçmış gözlerine aitti. Gözleri yaşarmadan ağlamayı da öğrenmişti üstelik. Gördükleri, yaşadıkları film şeridi gibi gözünün önünden geçmiyordu, geçemiyordu… Keşke geçip gitseydi de her an yaşamasaydı acılarının mağrur zaferini. Dogrulmak istiyordu yatağından. Ama biliyordu ki bu doğruluş yalnızca bedeniydi. Dolayısıyla bunun da pek bir anlamının olmadığını düşünerek ayağa kalkmak istemiyordu. Zaten Halep’de ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ADI ŞİMDİLİK BİR SIR (2)

Tuğba Çalışkan Rüzgâr artık, ters taraftan esiyordu. İşi adeta inada bindirmiş, vicdan nurundan düşmüşçesine coşuyordu. 1.gün, 2.gün derken bu hal üzerine düşünmeye  “her şerde bir hayır vardır” ayeti kerimesinden yola çıkarak beklemeye ve dev çınarı izlemeye koyuldum. Asırlık devin bir derdi vardı ve bizlere derdini anlatmakta oldukça zorlanıyordu. Köylü de evlerine çekilmiş. Pencereden dev çınarı sadece seyretmekle yetiniyordu. Dallarını şefkat timsali bir ana gibi köyün üstüne uzatan çınar bu vefasızlığı da kaldıramamıştı. Asırlarca destanlara mekân olan köyün, büyüleyici çınarına rüzgâr dahi yardımcı olmak isterken, taa uzaklardan gelen iki yabancının karşılaşmasıyla mucize ortaya çıkacaktı. Gelmiş geçmiş ve 2.gün 2.hafta olmuştu. Birbirinden ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git