19 Ekim Perşembe, 2017

Kategori Arşivi: Gezi Yazıları

Haber Aboneliği

AHMET HAMDİ TANPINAR EDEBİYAT MÜZE KÜTÜPHANESİ

Yazsan ne yazar, yazmasan ne yazar… Mı, yoksa tam tersi mi? Yazsan çok şey yazarsın, yazmasan silinip gider her şey. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldim…

Bu gün yıllarca isteyip de bir türlü gerçekleştiremediğim ziyaretimi yaptım. İstanbul’un en nezih, en huzurlu mekanına gittim. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

SELİMİYE CAMİİ’NE ZİYARET…

Ömer Yürekli Görevim dolayısıyla ülkemizin dört bir yanını görmem, gezmem mümkün olmuştu. Ancak bununla birlikte Edirne’ ye gitmek nasip olmamıştı. Dolayısıyla Selimiye Camii’ni görme fırsatını bulamamıştım. İçimde Selimiye Camii’ne karşı bir özlem vardı. Zira tüm zamanların en iyi mimarlarından biri olan Mimar Sinan’ın eserlerini görmüş, onun hayatını okumuştum. Onun çıraklık dönemi eserim dediği Şehzade Camii’ni, kalfalık dönemi eserim dediği Süleymaniye Camii’ni görmüştüm.  Doğal olarak insanın içinde büyük mimarın “ustalık dönemi eserim” dediği yapıtını görme isteği oluşuyordu ister istemez. Bu ustalık dönemi eseri nasıl bir şey olabilirdi? Zira çıraklık dönemi eseri Şehzade Camii zamanına göre olağanüstü bir eserdi. Kalfalık dönemi eserim dediği Süleymaniye Camii İmparatorluğun altın çağındaki muhteşem bir yapıttı. Bakmaya doyulamayacak bir eserdi. Bu kadar muhteşem yapıt eğer kalfalık dönemi eseri ise ustalık dönemi eseri nasıl bir şey olabilirdi? Bunu hep merak etmiştim. Kış mevsiminde, soğuk ve karlı bir cumartesi günü Selimiye Camii’ni görmek üzere görevli bulunduğum Tekirdağ’dan yola çıktım. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Domates Suyu, Bulutlar ve Şifrem

Ayşei Yasemin YÜKSEL Domates suyu da yoktur ki şimdi. Yurtdışı uçuşlarda veriyorlar domates suyunu. Nasıl iyi giderdi oysa tuz ve karabiber ekleyince. Ne farkı var ki ha yurt içi ha yurt dışı uçuş. Havadasın işte sonuçta. İp gibi yoldasın. Bulutların arasında. Otobana filan da benzemeyen. Üstelik taaa Iğdır’dan Ankara’ya bu uçuş. İstanbul’dan uçağa binip Sofya’ya insen yarım saatten biraz uzun sürüyor. Oysa Iğdır Ankara arası bu yol, bir saati aşkın. Yurtdışından uzun yol. Yine de o yola var da bu yola yok domates suyu. Hadi neyse… Soğuk sandviçle çaya eyvallah diyelim artık. Çay da almayayım. Ben su içeyim iyisi mi? Topu topu beşinci gün bugün Ankara dışında oluşumun. Kimileyin Ankara dışına seyahat niteliği taşımayan yolculuklarım olur. Gitmişken en uzağa gitmek iyi oldu. Herkes batıyı görmek ister. Herkes “ille deniz kenarı olsun”, “kum, güneş olsun” gibi sakız gibi çiğnenen cümleler söyler. Tek bir kez olsun kültür, doğa ağırlıklı, bilinmedik yerler istekli ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bir tatlı huzur Safranbolu

Hülya Günay ‘’Demir tava geldi kömür bitti; akıl başa geldi ömür bitti.’’ diyor, meşhur demirci ustası Kazım Madenoğlu. Ömür bitmeden aklımızı başımıza alıp, huzurun başkenti Safranbolu’da bir tatlı huzur almaya niyet edip yola koyulduk. Nerden başlayacağımızı bilmediğimiz bir anda daracık, tarih kokan, mistik sokaklar bizi içine çekiverdi. Köprülü Mehmet Paşa Cami avlusunda güneş saatini inceleyerek başladık büyülü gezimize. 19 yy ortalarında yapıldığı zannedilen saat, yatay güneş saatleri sınıfına giriyor. Kafamızı kaldırdığımız anda Yemeniciler Çarşısı Arastasına giden bir kapı; taşlık şirin iç içe geçme sokakları görüyoruz. Cami Avlusundan çıkıp şirin Safranbolu Çarşısında ilerlemeye başladık. Antik devirde tarihçi Homeros’un İlyada destanında Paplagonya adı ile geçen Safranbolu; Selçuklu Sultanı Muhiddin Mesut Şah döneminde Türklerin eline geçmiştir. Antik Çağdan Osmanlıya birçok medeniyetin beşiği olduğunu belgeleyen şirin bir çarşısı var.   Adını aldığı altın kadar değerli safran bitkisi ürünleri ilk dikkatimizi çekenler arasında. Safran çiçeği kolonyası hemen her dükkânın önünde güler yüzlü bayanlar tarafından büyük ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA SEVDASI(2)

Nevruz Yıldız Nice sultanların  savaştığı Kudüs’ün yollarında, düşlerin doruğundayım.  Parça parça bir günü bırakırken gerilerde, otobüsümüz meyve bahçeleriyle bezenmiş bir vadiye dalıyor. Yeni inşa edilmiş bir caminin önünde duruyoruz. Namaz kılmak için inerken burnum portakal kokularıyla doluverdi. Türkiye de ağaçlar çiçeğe durmuşken burada meyveler olgunlaşmış. Kovun iriliğindeki greyfurtları tatmak için bile buraya gelir insan. Rehberimiz  yol kenarlarını kuşatan portakal bahçelerinin tapusunun Sultan Abdulhamid’e ait olduğunu ama İsrail ‘in işgali altında bulunduğunu söyledi. Etrafı tepelerle çevrili bir vadiye dalıyoruz. Burada Çeçenle yaşıyorlar. Osmanlı döneminde gelip yerleşmişler. Camiyi de Çeçen bir iş adamı yaptırmış. Caminin avlusunda bin bir renkli çiçekler göz dolduruyor.  Merdivenleri tırmanıp kapıdan giriyoruz. İçi tertemiz tıpkı ülkemin camileri gibi. Namazlarımız kıldıktan sonra kutlu yolcuğumuzun asıl durağı olan Kudüs’e  hareket ettik. Kudüs, üç ibrahimi inanışına göre de  kutsal demektir. Tarihinde 40 kez kuşatılmış, 32 defa yıkılmış ve 26 defa el değiştirmiş. Kudüs’te yaşadığı biline ilk kavim MÖ 3200 yılında Arap ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA SEVDASI

Nevruz YILDIZ “Ey Muaz kim Şam ve Kudüs civarına yerleşirse o kimse kıyamete kadar cihat halinde sayılır” Hadis-i Şerif’i okuduktan sonra efendimizin buyruklarını bir vazife bilip üç ayların başlangıcında yola çıktım. Telavi’den Kudüs’e portakal bahçeleri, buğday tarlaları ve üzüm bağlarıyla kuşatılmıştı yollar. Anayı evladından ayırıp yıllardır görüşmelerine izin verilmeyen, utanç duvarları karşıladı bizi. Can sıkan ve insan tabiatına uymayan görüntüler o kadar çok ki. İsrail askerleri kontrol noktalarında durdurup pasaportlara bakıyorlardı. Fakat Gazze’ye hiç sokulmadık. Hala bizim hoşgörü irademizi özleyip yollarımızı gözleyen bu kutsal şehir duvarlar ardına hapsedilmiş. Bu mübarek belde, ilk kıble, ikinci harem ve üçüncü mescit olmasından dolayı kutsaldır. Mescid-i Aksa’ da bir rekât namaz kılmak beş yüz rekât sevaba eşdeğerdir. Peygamberimizin (sav) Miraç’a çıkması ve peygamberlerin bu bölgede yaşaması da ayrı bir önem arz eder. Ecdadımız bu topraklara hürmeten Kudüs-ü Şerif diye hitap etmişler. Hac ve Umre yolculuklarında bu mübarek beldelere uğramışlar.  Osmanlı eserleriyle süslü Yafa’dan Kudüs’e ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Tanrılar Dağı

Osman Arslan Tarih boyunca bir sahiplenme bir güç savaşı veren insanlık, uygarlıklar kurarken yıkımı da beraberinde getirmiştir. Bunların yanında kimi uygarlıklar, ulaştıkları uygarlık düzeyiyle bir yaşam şekli oluştururken, gelecek nesillere de bir seslenişte bulunmuşlar ki, geleceğin geçmişle şekil aldığı insanlık tarihi, medeniyetlerin kuruluşuna sahne olurken, insanlığa da bir sunuşta bulunmuşlar… Gezimiz tanrılar dağına; bir medeniyetin izinden, sıcak bir yaz günü yola çıkıyoruz. Uzun bir dağ yolundan sonra, tepeye doğru yavaş yavaş tırmanıyoruz, yer çekiminden uzaklaşır gibi, göğe tırmanır gibi… Burası uygarlıklar ülkesi, burası medeniyetlerin ve insanlık tarihinin ana yurdu Mezopotamya… Ve burası da Helenistik çağın tanrılar dünyası Nemrut Dağı, Kommagene Kralı Antiochos’un hüküm dağı, krallığın bilgelik tapınağı ve bilginin kendine tanımladığı yüksek değer, dünyaya tanımlaması ve nihayetinde sis perdesinin kalkması ve dış dünyayla tanışma… Evet, her şey bir mektupla başlıyordu, bir hikâye gibi 1881’de Berlin’deki Prusya bilimler akademisi bir mektup alır. Bu mektup bölgede yol çalışması için bulunan Alman mühendis ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ÜSKÜP, BİR BELDE-İ OSMÂNÎ VE BURMALI CAMİİNİN HAZÎN ÂKIBETİ

Abdurrahman Sami Çevik Gezi yazıları yazmak esâsen pek âdetim değildir. Şehirleri, köyleri, sokakları, ibadethaneleri, müzeleri, tiyatroları, hanları, hamamları, bedestenleri, köprüleri, kemerleri, sâir binaları ve yapıları, kanyonları, vadileri, gölleri, nehirleri, hâsılı tabiatın ve beşeriyetin ortaya koyduğu eserleri, güzellikleri her yönüyle ama her yönüyle (dününü, gününü, ruhta bıraktığı intibâı) anlamak bile imkânsızken, anlatmanın kâbil olmadığına inancımdandı bu. Lakin, fikirler gibi inançlar da inkılâba uğruyor zamanla. Şimdilerde evvelki katılığımın mükemmeliyetçilikten mütevellit bir kuruluk olduğuna hükmettim ve gezi yazılarına artık sıcak bakmaya başladım. Zira ziyaretçilerinin her birinin yazacağı yazının, belde denen o varlığı hiçbir zaman tam bir kemâl ile anlatamamakla birlikte farklı cihetlerden ele alıp kendi izlenimlerini insanların istifadesine sunmanın da bir zenginlik, o beldenin manevi varlığına bir tuğla koymak olduğuna inancım ağır bastı. Fakat bunlardan daha da mühim olarak, bazen “yerine getirmek zorunda olduğumuz vazifeler” olduğu düşüncesi ve bunları ifa etmezsek yarın rûz-i mahşerde mes’ul olacağımız bilinci de şuramı bir yokladı. Yaklaşık bir ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

CNR KİTAP FUARI İZLENİMLERİ

Eda Hallaç Kaçar   CNR kitap fuarı bu yıl ‘’Çanakkale Savaşının 100.yılı’’temasıyla düzenleniyor. Onur yazarı Mehmet Niyazi Özdemir.27 Şubat-08 Mart tarihleri arasında gezilebilecek fuara 600 farklı marka katılıyor. Anlayacağınız büyük bir kitap şölenine davetlisiniz. Fuarda temayla bağlantılı olarak ‘’Çanakkale Zafer konulu resim yarışması sergisini, Dünya basınında karikatürlerle Çanakkale Savaşı konulu sergiler yer alıyor. Resimler çok çarpıcı, fotoğraf sergisinde ilk defa gördüğüm detaylar oldu. Savaşa başka açılardan bakmamı sağladı. Savaşın insanlarda oluşturduğu o kaygıyla karışık korkuyu fotoğraftaki yüzlerden teker teker okudum. Bu kitap fuarının en çarpıcı yanlarından biri de Yunus Emre Enstitüsünün hazırladığı Nakkaş hane Türk tarihinde matbaa öncesi kitabın hazırlanış serüvenini canlı şekilde seyredebilmeniz. Çok keyif verici bir canlandırma seyrettim. Fuarda diğer önemli bir etkinlik de sentetik uyuşturucu kullanıma karşı açılan savaş ve ailelerin bilinçlendirmesiyle ilgili söyleşilerin bulunması. Fuar çocuk eğitimi ve çocuk yayınları açısından oldukça zengindi. Fuarda birçok önemli yazarın imza günleri var. Ben bu imza günlerini çok seviyorum. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git