28 Nisan Cuma, 2017
Duyurular

Kategori Arşivi: Edebi Türler

Haber Aboneliği

Arı ve Çiçekleri

İçinde yaşadığımız hayat üzerimize giydiğimiz elbiseden farksızdır bana göre. Birçok insan farklı elbiselerle karakterlerine özgün şekilde giyinirler. Kimse kimseye neden bunu giyiniyorsun deme lüksü bile olamaz. Kendimizle alakamız olmayan insanları hayatımıza katmamız tıpkı üzerimizde ki elbise gibi normal şeyler olmalıdır. Kimse şunu dememeli arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Bu olay şu an anlatmak istediğimle tamamen farklıdır. Kendimizi dışlayaraktan da bir yere varamayız, karşı taraftaki insanları dışlayaraktan da. Biz kimiz ki neden ön yargılarla gerçekte bize faydası olacak insanları bir çırpıda silelim. İnsanlar yaratılma gayelerini beynin bir tarafına kayıt düğmesiyle kaydetmeliler. 51/ZÂRİYÂT-56 Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

İletişim ve Hayat

İletişim Nedir?  Duygu ve düşüncelerin aktarılması, haberleşmedir. Haber kelimesinin kökeni Allah’ın güzel isimlerinden El-Habir’den gelir. Haber veren, anlamındadır. Ne zaman ki kahır ve lütuf gelse, Allah kendinden haber veriyordur.  (İsra Suresi/ Ayet 84) “De ki: Herkes kendi meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir.” Kişinin makamı nefis ise şımarma, yüz çevirme, ümitsizliğe düşme gibi mizacı ve karakteri tabiatına göre belirginleşir. Kimin makamı kalp ise mizacı, şükür ve sabır olur. Bu şekilde belirginleşen ameller işler. Bir mesajın aktarılması sürecidir iletişim. Kaynak ve hedef kitle arasındaki bağdır. İki ya da daha çok kişi arasındaki uzlaşmadır. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Cellad mürekkepleri

Edebiyat; olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığı ile estetik bir şekilde ifade etme sanatıdır. Tanımdan yola çıkarak edebiyatı birçok kola ayırabiliriz. Bu kolların arasında en önemli ana kol ise sanatsal yönüdür. Edebiyat, güzel sanatlardan öte bilimsel çalışmalara da kaynaklık eder. Örneğin birçok bilimsel faktörün kullanılmasıyla elde edilen bir binayı estetik havaya büründürmediğiniz taktirde alıcı-satıcı ilişkisi çökme noktasına gelir. Kelimeler de bir sistem, bilimsel bir yöntemle meydana getirilir fakat sanatlı bir deyişle ifade edilmedikleri takdirde ”edebiyat” kavramı içerisine dahil edilemezler. Doğan güneş, edebiyat objektifinden bakılmadığında nasıl bir şiire ortak olur? Aşk; deneylerle, fizikle, matematikle zar zor bir tanıma varmakla yetinirken, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Karanlığın sonu şafaktır

En zor yolculuk, en beklenen yolcu mutluluk galiba. Mutluluk yelkenlisi nasıl bir seyirdedir akıl ermez. Kayıkçıyı da  dinlemez zaten mutluluğun dümeni. Yekesi, kimseyi karıştırmaz kendi işine. Bazen dümen uysal olur, kırılan yönde ilerler. Yine de yolu belirleyici olan denizin şartlarıdır. Deniz dalgalı mı, kıpırtılı mı, kasırgalı mı her nasılsa öylesi zorlukla varılacaktır limana. Ya gemi su alsa da, dümeni söz dinlemese de her engel aşılacak ya da hiç mücadele etmeden hafifinden bir rüzgâra bile boyun eğilip rotadan cayılacaktır. Başıboş gemiler önünde sonunda hırçın dalgalarla karşılaşacak, dalgalarca dövülecektir.  Sandalından gemisine su alınca yüzemez; boğulurlar. Açıkların ilkesi budur. Mutluluğu bekleriz de beklediğimiz ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ayasofya’da ezan sesleri

  Kağan Çetin Allah’a giden yol buralardadır, Kapılar açılır şerefelerden, Burdan uğurlanır mübarek aylar, Bayram burda başlar arifelerden. Arif Nihat Asya   Ayasofya bir kılıçtı Bizans’ın bağrına saplanan… Bir Türk kılıcı, bir Osmanlı tuğrasıydı o… Nice seneler geçti Ayasofya’da beş vakit namaz kılınmayalı… Süleymaniye’den, Sultan Ahmet’ten, Fatih Camii’den, Selimiye’den… Türkiye’nin bütün camilerinden beş vakit ezanlar gürül gürül okunur da… Ayasofya’dan okunmaz… Oysa beş yüz yıl okunmuştu. Mü’minler beş yüz sene Ayasofya’da beş vakit namazla beraber nice teravih namazları, nice bayram namazları kılmışlardı… Kandil gecelerinde Ayasofya’da mü’minler hep birlikte Allah’a yalvarmışlardı. Ayasofya’da beş vakit namaz kılınmaya devam etseydi… Yahya Kemal, Süleymaniye’de ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ah, bu sanal alem; alem mi alem!

Ayşei Yasemin YÜKSEL Metropolün tıklım tıklım araba ile dolu çekilmez; ama mecburen katlanılır trafiğinin aktığı anayollarda tam yanınızdan geçen, ışıkta bekleyen arabaların sürücülerine bir göz atın. Pek çoğunun gözü ışıklarda ya da yolda değil, değil mi? Ucunda can gerçeği olan böyle bir olguda bile gözler olması gereken yere değil de tek bir yere takılıyorsa eğer… Cep telefonlarına… O zaman hiçbir mikroskobun göremediği; ama varlığını hepimizin bildiği bir virüsün esaretine girmişiz demektir. İstesek de istemesek de artık kaçışın, tedavisinin, kurtuluşun olmadığı ve giderek daha da semirip gürbüzleşeceği besbelli bu virüsün adı, sanal ortam. Adı üzerinde, sanal. Gerçeklik yok da, bir bakıma ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Dünya ne üzerine kurulu?

N. Kağan Çetin  Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek, mü’minlerin içinde ayrılık çıkarmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan kimseye yataklık etmek için mescid edinenlere gelince: ‘Bizim niyetimiz iyilikten başka birşey değil’ diye yemin ederler. Fakat Allah onların yalancılıklarına şahittir. Orada asla namaz kılma. İlk günden beri takvâ üzerine kurulu bulunan mescid, senin namaz kılmana daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır; Allah ise çok temizlenenleri sever.                                              Tevbe Suresi 107-108. ayetlerinin meali “İlk günden beri takva ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Gözün Yetmediği Ufuklar

Ayşei Yasemin YÜKSEL Gözardı etsek de dünyanın  acı katkılı  gerçeklerinden biri de her çocuğun ileride çocukluğunu hatırlayabilecek yaşlara erişemeyecek olması. Anımsamak, belli bir yaşanmışlığa sahip olmak anlamlı. Anı demek, yol almışlık demek o halde. Anıların kâh yolun tozu altında görünmez kâh zirvelere erişip her an göz önünde olduğu bir seyir demek. Zorlu, çetin ya da alelusul. Hatırlananlar sonuna nokta gelmiş cümleler gibidir. Arkası yoktur. Tıpkı çocukluk, öğrencilik, gençlik gibi. Hatırlanacaklar da cümlelerdeki virgülden sonrasına benzer. Tümce virgüle kadar gelmiştir ve gerisi henüz yazılmamıştır.  Çocukluğu hatırlamak çoğu kez anlatmalara doyulamayan yaşanmışlıkken gelecek ufuklara bakmaktan  köşe bucak kaçıyoruz. Şimdiki çocuklar ileride ağaçtan ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Uzun Bir Yol Hikâyesi

Hülya Günay Kendince bir hayatı vardı. Kimselere muhtaç olmamanın ötesinde, oldukça variyetli, güçlü, yakışıklı bir eşi, çocukları, ailesi… Coğrafya kaderdir hesabı, annesinden, atasından gördüğü kadar yaşıyordu hayatı, taşımaya alışkın olduğu kendini yormayan yükleri ile. Belki de kimselere ses çıkaramadığı yüreğindeki hüzünler ile. Kamu spotları, erken teşhisin önemini vurgulayan haberler, afişlerden bir haberdi bugüne kadar. Uzun yıllardan sonra bir kez daha anne olmanın mutluluğunu yaşamasına fırsat kalmadan, hekimlerin gözlerindeki kararan bulutları andıran ifade, sessizlik, fırtına öncesini andırıyordu adeta. Bu doğumu yapmasa hastalıktan hiç haberi olmayacaktı. Beklemesini onlar kadar bilen yoktur. Koridor sonlarında açılıp kapanan kapılar, köpüklenerek uçan, uzaklarda kaybolan beyaz önlükler, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Şimdi haberler

N.Kağan Çetin Herhangi bir gazetede hatırlanmaya değer bir haber okumadığımdan eminim. Eğer bir adamın soyulduğuna, öldürüldüğüne, kazada öldüğüne, yahut bir evin yandığına, bir teknenin battığına, bir buharlı geminin infilak ettiğine, bir kuduz köpeğin veya kış ortasında bir çekirge sürüsünün telef olduğuna dair bir haber okumuş isek, aynı konuda ikinci bir haberi okumamıza ihtiyaç yoktur. Bir tane yeter, prensibi kavradıysanız, bir yığın vak’a ve uygulamaya ne ihtiyacınız olabilir? Adına haber denilen şeylerin tümü, bir düşünür için dedikodudan ibarettir.                                               ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git