25 Eylül Pazartesi, 2017
Çay Ocağında

Çay Ocağında

/ Ayşei Yasemin YÜKSEL /

İşyerine gelenler uykularını açacak demli çay ya da mis gibi kokan kahve içmek üzere önce çay ocağına uğradıklarından içerisi yine kalabalıktı.  Daracık ocak, simitle kahvaltı yapanlar, ayakta duranlar, kapıda bekleşenlerle doluydu yine. İş yerinin en keyifli yeri olduğundan herkesin adımı önce buraya yönelirdi.  Bu sabah da sohbet çoktan başlamıştı.

Sumru : Hayat çok yorucu. Hiç şarj olma yok; ama hep cepten harcıyoruz enerjiyi,  tatilin bile dinlenmekten uzak olduğu şu devirde.

Alçin : Dinlenmek mi? Neydi o? Hani artık kimselerin ulaşamadığı en lüks kavramdı, değil mi?

Temüge : Çocuklardı, evdi, işti, koşturmaydı dinlenecek tek bir an yok. Ama muhabbet kuşu aldığımdan beri onun  şirinlikleriyle yorgunluğumu unutur oldum.

Alçin : Senin gibi adı demir çekirdeği anlamına gelen birinden nasıl da yumuşacık bir cevap böyle.

Temüge :  Diyene bak! Alçin de kızıl çalıkuşu demek.  Sumru da kuş türü.  Kuşgillerden  olarak siz, benim muhabbet kuşuma kibar davranın lütfen, deyiverince keyiflerin yerine geldiğini gösteren kıkırdamalar duyuldu.

Sumru : Doğru ya, apartmandan iş yerine  sadece tanıdık olarak kalan ne çok kişiyleyiz. Arkadaş olmak, onu dostluğa taşımak imkânsız gibi şimdilerde. Bunun yoksunluğunu öyle bir hissediyorum ki artık. Hayvanlar gösterir oldu tek dostluk denilen şeyi. Hem de bize, insanlara.

Alçin : Haklısın. Gazetelerde insanların hayvanlara, hayvanların da  insanlara yaptıklarını okuyunca… Bizden hep eziyet, onlardan yeni doğan bebeğe kadar kurtarmaca. İnsana insandan dost olamayan çağ mıdır; nedir bu çağ, diye sitemle söylendi.

Sumru : Hayvanlar kendileri gibiler. İnsanlar değil ama. Hep başka bir halde gözükme çabasındayız.

Alçin : İşte bunları gördükçe hayvan sever oluyor galiba kimi insanlar.

Temüge : Bence de.

Bu sırada eli kabuk tutmuş çizikler içindeki Hüsniye girdi içeri.

Sumru :  Kedi beslersen böyle elin kolun çizik çizik gezersin işte. Gel sana akvaryum alalım. Bendeki balıklardan  veririm.

Alçin : Zordur balık bakmak. Yavruları büyütmek. Akvaryum temizliği sırasında kaç yavruyu lavabo giderinden  kaçırıp heba ettiğini  unuttun mu?

Sumru : Artık süzgeçle yapıyorum o işleri. Yavrular lavaboya kaçıp heba olmuyorlar böylece.

Temüge : Yine de akvaryumdaki  büyük balıklar yavruları yiyordur. Geçen gün de prenses balıkların yunusları yemişti, değil mi?

Sumru : Ooovv! Prensesler çok vahşi. Sanki akvaryum balığı değil de açık denizlerin köpekbalığı.

Alçin : Akvaryum köpekbalığı yani. Onu besleyeceğine benim gibi köpek besle.

Sumru : Ama akvaryum öyle dinlendirici ki… Geçen gece yarısı uyku tutmayınca kalktım, akvaryumun başına gittim. Akvaryum bitkilerinin yaprakları, karanlıkta ışıklı suda dalgalanırken  nefis bir görüntüdür. Lepisteslerden biri bir yaprağın üzerine uzanmış. Uyuyor. Vatoz, cama yapışmış. Çöpçü balığı dipte. Herhalde o da uyuyordu. Prensesler de canavar gibi dolanıyor. Oturdum izledim. Kalktığımda kafamın içindeki beni uyutmayan tüm düşüncelerden arınmıştım. Sonra mışıl mışıl uyudum.

Hüsniye : Gecenin bir vakti kalkıp akvaryumun yanına gitmeye ne gerek var? Kedi besle, kedi! O senin yanına gelir. Mışıl mışıl uyuyorsan o da yanında  mırıl mırıl uyur.

Sumru :  Kedinin dostluğu mu olurmuş? Nankör olur derler, duymadın mı? Eve bir de kedi alsam akvaryumdaki balıklarla kendine ziyafet çeker, Allah korusun.

Temüge : Kuş besleyin. Şakır da, konuşur da, hal hatır da sorar.  Günaydın da der. Şu işyeri koridorunda günaydın dediğin kaç kişi dönüp de sana günaydın diyor? Dese de yüzü duvar gibi çoğunun. Gülmüyor bile. Selamlaşmak filan yok artık insanlarda. Ama muhabbet kuşun mu var,   sabahları peşinen duyarsın neşeli bir günaydın.  Akşam eve dönünce de bu kez “hoş geldin, hoş geldin” der durur.

– Aklımı karıştırdınız. Ahhh ahh, selamlaşmayan, dost olamayan insanlar olarak hayvanlarda arar olduk sevgiyi, samimiyeti de  insanlar olarak biz bırakın başkalarına aslında kendimize bile samimi değiliz. İnsanlardan umudu hepten kesmişiz. Kedi seven kimisi balıktan; köpek seven kimisi kuştan; kuşla balık sevenler kediden uzak duruyor baksanıza. Hayvanları bile ayırıyoruz işimize geldiği gibi güya hayvan severlerden olmuşken. Hiçbir hayvan beslemeyeceğim işte, diyerek damdan düşer gibi konuşmaya dahil olan  biri, sohbeti bitiriverdi.

On beş dakikadır kapıda sıra beklerken konuşmaları da dinleyen o şakacı biri, şımarık çocuklar gibi omuzlarını silkerek “Almıycam işte dereden balık, kaplumbağa;  ormandan kuş, tavşan;  annesinin dibinden kedi, köpek. Beslemiycem işte beslemiycem doğanın canlılarını kafeste, evde. Göğe bakar görürüm nasıl olsa kuş”  diyerek kahkahayı patlattı.

|| Ayşei Yasemin Yüksel kimdir?

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) Ankara’da doğdu, büyüdü. Kendini bildi bileli okur da yazar da çizer de. Üniversite mezunu. Havacılık sektöründe çalışıyor. İlk çalışmaları gazetelerde yayınlandıktan sonra yazmaya biraz ara verdi. Sektör dergisindeki yazılarının ardından kendi bloğuna, www.acemidemirci.blogspot.com’a sahip oldu. İte kaka, yakınlarının zorlamasıyla yarışlara katıldı. Acemi Demirci rumuzuyla girdiği ilk yarışında ilk derecesini kazandı. Sanatalemi tarafından açılan ”Beş Dalda Edebiyat Yarışı”nda Deneme dalında birinci olurken Anı dalında mansiyon aldı. İki kez de bloğuyla birincilik ödülü kazandı. Konu kısıtlaması olmaksızın her şeyi yazar. Bunu en iyi kendi bloğundaki “Hakkımda” köşesinde anlatmaktadır. Peri Bacaları diyarı şehirlerinden biri olan Aksaray öykülerinden çalışan kadına, metropol sorunlarından köy hayatına dek. Halen Kadın Haberleri adlı internet gazetesinde yazmaktadır. Doğa ve doğallık vazgeçilmezi. Sanat, sanat tarihi, arkeoloji, tarım, bitkiler, ağaçlar, kuşlar ilgilendiği onca şeyden birkaçı. İçerde ya da dışarda gezmek, kendisi için sadece değişik bir yer görmek değil aynı zamanda başka kültürleri tanıyıp çoğunu kendi bloğunda paylaştığı mimari ve doğa ağırlıklı sayısız fotoğraf da çekmektir. Evli.

Yorum yaz

Yukarı Git