24 Haziran Cumartesi, 2017
Duyurular

Yazarlar: Tuğba Çalışkan

Haber Aboneliği
Tuğba Çalışkan
Tuğba Çalışkan, 1987 yılında İstanbul'da doğdu. İzmir Ege Üniversitesi seramik bölümünden mezun oldu. Seramik tasarımları için araştırmalar yaparken medya ve araçlarındaki etkileşime, okumaya, araştırmaya ve yazıya daha fazla önem verdi. Birbirinden bağımsız, serbest olarak aldığı eğitim sertifikaları mevcuttur. 2012 – 2013 yılların da katıldığı; gazeteci, yazar ve edebiyat araştırıcısı Mehmet Nuri YARDIM’ın “Yazı ve Editörlük Kursu” ve Medya Derneği ve İstanbul Şehir Üniversitesinin ortaklaşa düzenlediği “Medya Okulu 2013” eğitim programları bunlardan birkaçıdır. 2014 yılı, The Poynter Institu News University Türkiye - Gazetecilik Gelişimi Sertifika Programını başarıyla tamamlayarak, Poynter NewsU Türkiye Gazetecilik Gelişimi Programı kapsamında ABD'de yapılacak olan 1 haftalık eğitime katılmak için tam burs almaya hak kazandı. Makale, deneme ve şiir çalışmaları, edebiyat ve kültür sanat sitesi sanatalemi.net ve bizimsemaver.com sitelerinde yayınlandı. Şu anda, Bizim Semaver Edebiyat Kültür Sanat sitesi bizimsemaver.com sitesinde köşe yazarlığı ve “Özel Projelerde” Metin Yazarlığı yapmaktadır.

Tüm Yazıları

Kader Gayrete Aşıktır

Ne havası nefes olmuş ne de tabiatı, bir acayip derviş olmuş. Sabreylemiş, günler derken aylara baki olmuş. Vaktin dolması için vuslat kurmuş. Uçsuz bucaksız bir memleketin dilberine hayal olmuş. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

BEN OLMAK

Tuğba ÇALIŞKAN Doğru olmak, dosdoğru, elif gibi… Gerçek olmak. Taptaze hayat olmak. Nefes almak. Nefes olmak. Bir benzeri daha olmayacak kadar var olmak. Mim olmak! Ayın olmak! Yaratılanların en hayırlısı olmak, hayırlara vesile hayra davet olmak… Rüzgara karşı dik durmak. Hem de dimdik. Tüm eğriliklere rağmen, tüm eğriliklerime rağmen! Hür aklımla hür kalmak… Doğru yolda, uygun adımda ilerlemek… Menzile doğru, temiz kalple varabilmek. Bükülmez, savrulmaz, yıkılmaz olmak. Ümit etmek, edebilmek! Bilmek ya da bilememek!  Hepsi mümkün. Yeşil ışık yanana kadar sabretmek… Namesini ezberden bilmek, ezberden berat etmek… Kelimesi kelimesine kenetlenene kadar sır olmak. Sır kalmak. Sırra kadem basmak… Bilinenin aksine ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

YENİ YILA BİSMİLLAH

Tuğba ÇALIŞKAN Yeni yıla Bismillah, yeni aya ve yeni güne Bismillah… Yeni mutluluklar,  yeni ve güzel olan ne varsa hepsine kavuşmamız niyetiyle… Her sabah güneşin doğuşuna şahit olduk. Yine yeniden tebessüm ettik. Akşamın karanlığında yıldızlara ve aya baktık. Karanlığın içinde parlayan yıldızlarla hayaller kurduk. Bazen mevsimler çabuk değişsin istedik, bazen de hiç bitmesin istedik. İsteklerimizde hep bir iyi dilek ve güzellikler daimdi. Her gün aynı yollarda yürüdük, bilip bilmeden geçtik. Farklı hayatlarda farklı düşler kurduk. Hepsi de güzeldi. Bazen hiç susmadık, bazen de o kadar sessiz kaldık ki… Hayatlara bakarken sevindik, bazen de üzüldük ve korktuk. Biz hep iyi niyetler ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

SORU İŞARETİ

Tuğba ÇALIŞKAN Yazdım. Yazdım. Yazdım. Sonuna hep bir “soru işareti” koydum. Olmadı yine takıldım. Öylece kaldım. Belki kandım ya da kandırıldım. Avundum. Bilemedim. Bildim mi? Hayat, noktalama işaretlerinden ibaret. Adeta birebir oyun. Vazgeçmek yok. Bunun için bir nefeste virgül kullanıyorum, önemli olduğun da ünlem işareti! Bilmediğim de soru işareti? Bittiğinde nokta atıyorum. Bazen istesem de atamıyorum. Üç nokta ansızın yan yana geliyor… Hayat devam ediyor. Dünya döndükçe insanlar da dönüyor. Yollar uzun ama bahanelerim var. Sonuna nokta işareti atmak istediğim meselelerim var. O, çok sevdiğim parça beni bırakmıyor. “Le vent nous portera” … Bahane çok. İyi ki, bahaneler var. Kızıyorum. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

KAPIDAKİ KİM?

Tuğba ÇALIŞKAN Kapı çalınana kadar kapının arkasındakini bilebiliyor muyuz? Kim diye seslendiğimizde ne bekliyoruz? Emin miyiz? Hemen atılmalı ve koşmalı mıyız? Erken karar veren ve biraz da panik miyiz? Neyse ki hepsiyiz. Hep biliyor ve biliyoruz. Hep eminiz. Hep en üstün ve sabırsızız. Hemen olsun ve bitsin istiyoruz. Yorulmaya değil yormaya meraklıyız. Birileri konuşuyor. İşte şöyle, işte böyle olmalı diye. Peki, tamam diyoruz. Nasıl isterseniz öyle olsun diyoruz. Uzmanları ve uzman olduğunu düşünenleri hemen onaylıyoruz. Hayatımızın içindeki her işe birileri bulaşıyor, bulaştırılıyor. Ortalık veryansın oluyor. Çözüm yolu nedir diyoruz? Bir çözüm istiyoruz. Hemen çözülsün istiyoruz. Peki, onlar ne yapıyor? Sizi ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

BIRAKIN YANSIN

Tuğba ÇALIŞKAN Yansın. Hemen şimdi. Geriye külleri dahi kalmasın. Yangın öylesine büyük olsun ki, alabildiğini alsın ve yaksın. Sonra ardından bir rüzgar çıksın. Yangından sonra kalan külleri alsın götürsün. Geride tozları dahi kalmasın. Sonra yağmur yağsın. Öylesine ısrarlı yağsın ki, o büyük yangından önce hatırlatacak bir şey bırakmasın. Bir ezber bozan olsun! İnsan için insanlık için başlangıçların en farklısı olsun. Canım ülkemin kaderini çirkinleştirmeye çalışanlara inat olsun. Bizler dünyanın kaderini, Allah Teâlâ’nın takdirinde çizmeye çalışan, kudret sahibi değerlerin asla vazgeçilmez, evlatları, torunları ve yarınlarıyız. İstiklal marşımızın 10’uncu mısrasındaki gibi: “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” Topraklarımızın en ücra köşelerinde: Allah’ın ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ÜÇ TOHUM

Tuğba ÇALIŞKAN Yine yeniden baştayız. Başlangıçtayız. Rüzgârın eteğindeyiz. Kafilenin yola çıktığı, tekerrür noktasındayız. Rüzgârın tozu dumana katması, kesenin hafif ağız açıklığından üç tohumu düşürdü. Bu üç tohum sırasıyla; nisyan, gözyaşı ve bayramdı. İsimleri vazifeleriydi. Önce nisyan düştü bakir toprağa, ürktü toprak hüzünlendi. Çaresiz hissetti kendisini, titremeye başladı. Sarsıntılarla yıkımlara sebebiyet verdi. Sonra durdu. Gördüğü manzara karşısında yüreği dayanamadı. Sonra gözyaşı tohumu düştü toprağa, hıçkırıklar nehir oldu. Felaket üstüne felaket olsa da, tabiat gözyaşını hoş karşıladı. Can geldi. Güneş doğdu. Yeşillikler doğaya seyir oldu. Arılar en güzel poleni kapma telaşına düştü. Vızıltı coşkuya koştu. Tabiat cıvıltıyla meşk oldu. Hayat güzelliğini bir ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

RUHUMUN MİSAFİRİ

Tuğba ÇALIŞKAN  Eskimeyen, sürekli değerlenen ve yenilenen bir ay; Ramazan ayı… Bir ay boyunca, evlerimize, taa en derine, benliğimize işleyeceğimiz manevi güç… Adıyla, sofralarımıza, ruhumuza içtenlik katan misafir… Kim, kimler böylesine samimi karşılanabilir ki? Ya makam, ya da en can alıcısı, yok böyle sevimlisi… Hiç bir yerde yok, eşi benzeri… Ahlak tacı, dost ötesi… Nefesimin en değerli hocası… Ruhumun gıdası… Açlığımın tek gıdası… Hastalığımın tek ilacı… Seni yaşayandı, hayatın gerçeği… Allah, birliğimizi, dirliğimizi mübarek etsin. İslam’dı; hoşgörü, adıyla dünyaya nam salacak olanda oydu. Gerçeğin ince ince işlendiği hakiki adreste ondaydı. Kimler bu şerefe nail olacaktı? Kimler İslam kadehini tutacaktı? Kimler ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ADI ŞİMDİLİK BİR SIR (2)

Tuğba Çalışkan Rüzgâr artık, ters taraftan esiyordu. İşi adeta inada bindirmiş, vicdan nurundan düşmüşçesine coşuyordu. 1.gün, 2.gün derken bu hal üzerine düşünmeye  “her şerde bir hayır vardır” ayeti kerimesinden yola çıkarak beklemeye ve dev çınarı izlemeye koyuldum. Asırlık devin bir derdi vardı ve bizlere derdini anlatmakta oldukça zorlanıyordu. Köylü de evlerine çekilmiş. Pencereden dev çınarı sadece seyretmekle yetiniyordu. Dallarını şefkat timsali bir ana gibi köyün üstüne uzatan çınar bu vefasızlığı da kaldıramamıştı. Asırlarca destanlara mekân olan köyün, büyüleyici çınarına rüzgâr dahi yardımcı olmak isterken, taa uzaklardan gelen iki yabancının karşılaşmasıyla mucize ortaya çıkacaktı. Gelmiş geçmiş ve 2.gün 2.hafta olmuştu. Birbirinden ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ADI ŞİMDİLİK BİR SIR (1)

Tuğba Çalışkan Fısıldadı. Sessizce yanaştı ve kulağıma fısıldadı. Umduğum ama ansızın bulduğum bir heyecandı. Bu aralar onunla karşı karşıya gelebilmek, herkese nasip olamazdı. Pek, beklendik hareketler onun kalemi değildi. Farklıydı. Dünyanın içinde, dünyadan farklıydı. Muhtemel kelimeler, muhtemel cümleler, muhtemel eylemleri yoktu. O sadece muhtemel hayatlara bir sır gibi sızar ve yollarını daha iyi görebilmeleri için ellerine fener verirdi. Bu herkes için kâfiydi. Çünkü bazen yollar şaşırılıyor ve sonu bitmez tükenmez icatların başlangıcı doğabiliyordu. Birbiri içine girmiş hayatlar böyleydi. Dünya, bir başlangıcın bir de sonun sahnesiydi. Gelmiş geçmiş her fani bu sahnenin başoyuncusuydu. “Kimler geldi, kimler geçti” mısralarına en güzel örnek ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git