28 Nisan Cuma, 2017
Duyurular

Yazarlar: Ülkü Uslu

Haber Aboneliği
Ülkü Uslu
1969 yılında Kırklareli’nde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kocaeli’nde, lisans öğrenimini İstanbul Üniv. İletişim Fakültesi’nde tamamladı. Sakarya Üniv. Kamu Yönetimi Bölümünde yüksek lisans yaptı. Bir kamu kurumunda çalışıyor. Yazmak çabasına Kadın Haberleri adlı internet haber sitesinde başladı. SanatAlemi.Net Sitesinin Edebiyat Yarışmalarında hikâye ve hatıra dallarında birincilik ve deneme dalında ikincilik ödülleri aldı. TRT Çocuk Dergisi’nde metin yazarlığı yapmakta. Hikâye, deneme ve söyleşi türlerinde yazmayı seviyor. Divan Şiiri’nin incelik ve zekiceliğine hayran. Evli ve iki kızın annesi, bir de kitabı olabilsin istiyor...

Tüm Yazıları

UYUYAN GÜZELDİK

Ülkü USLU Malumunuzdur; insan vücudunun yüzde ne bileyim ne kadarının şu, her ne kadarınınsa bu ve şaşırtıcı miktarda fazlaca kısmının da su olduğundan bahsedilir. Bu, maddelerin vücut bütünündeki payı durumu, insan ruhunun bileşimi bakımından düşünülecek olsa idi eğer, en hatırı sayılır miktar bileşenim babaannem olurdu herhalde. Anneannem, epeyce yoğunlukla kötü kötü bakmaktadır bu lafıma bir yerlerimden ama kızmasın, öyle… Yani ki bünyemdeki su miktarının karşılığı babaannemdir ruhumda. Var birkaç kişi daha bu ruhi pastayı paylaşan ama onlar ve etkileri başka yazıların nasibi olsun.  Babaannem ki eteğinde dolaştığım günlerde bıkmadan, yorulmadan her soruma cevap vermeleriyle kafamdaki hikâyelerin yazarıdır çoğunun. *** Epeyce ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ZENGİN DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ

Ülkü USLU Çantamın dibinden verilebilecek birkaç lira çıkardı elbet. Fakat toplayıp kırmızı ışığın süresine yetiştirmekti marifet. Fazlası da nasibiymiş kucağında çocuğu ile arabaların arasında nafakasını arayan Suriyeli kadının. Dipten elime geleni aralık camdan avucuna bıraktım. Kendi dilince teşekkür ya da dua etti. Et bacım, ağzına sağlık, amin! Dünya dua ile dönüyor zahir. Hele bu fakir, kendi iyiliğinden değil, onu iyi sananların duasıyla ayaktadır. Işık hala ki kırmızıdaydı bizden uzaklaştığında. Kadın gidince, yanımızda bekleyen arabadaki sürücü üşenmedi, iki lafı yetiştirmek için penceresini hızlı hızlı açtı. Cüreti güzergâh kardeşliği hukukumuzdan olmalı. Seslendi: “Kardeşim! Bu kadın hergün burada gezinip para topluyor. Siz böyle ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Ülkü Uslu Ey kalem! Artık denk gel elime ve yazalım şuraya içimizi dökecek birkaç cümle! Bitmez zira ne bu dünya işleri ne başka türlü bulamazsın gönül yüküne bir çare… Ne mi yazalım? Sen yorma, sadece dök satırlara, ben biliyorum diyeceklerimi. İlk günlerimizi yazalım mesela… Tanışmamızı. Senle beni muhatap edeni. Seni elime ilk tutuşturanı. “Oku!” diyen demişti Kitabın ilk satırında; şimdi de “yaz” diye ısrar edeni defterin başında. Diyeceksin ki o, geçti; vakti bir ay önceydi. Dedim ya, başımda bitmeyen dünya işleri. Deme, niye yazmadık diye daha önceleri. Ben hep yazdım, sen görmedin; zihnimin yaprakları arasında bir çocuk romanı gizli. Ömrümün ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Fransız Camdan İzlenimler

  Ülkü Uslu Kurumsallaşma genellikle işletmeler için kullanılan bir kavram olup, bütün işleyiş süreçlerinin kurallara bağlanmasını ve kuruluşta her işlevin belirli bir sistematiğe göre gerçekleşmesini ifade eder. Kurumsal dediğimiz yapıda kurallar öylesine belirli ve benimsenmiştir ki neredeyse kontrole gerek kalmadan yapının tüm kademelerinde aynı şekil ve hassasiyette uygulanır. Böylece sistemim mükemmelliği ve sürekliliği temin edilir. Hal bu iken kuralın gerektiği her alanda kurumsallaşmayı öngörebiliriz ve konuşabilmemiz gerekir. Ailede, toplumda ya da herhangi bir amaçla bir araya gelmiş bir toplulukta. Sokak bile bahse konu edilebilir mesela. Bu yazının başlıca derdi de sokağın kurumsallaşması olabilir pekâlâ. Öyle de zaten sonradan anlaşılacağı üzere… ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

HEP İSTANBUL’A YAZMIŞIZ

  Ülkü Uslu Görünce anladım. Oysa ne çabuk unutmuşum. Özlemişim küçük yerlerin samimiyetini, sahiplenişini, unvanların kasıcı etkisinden sıyrılmış ifadeleri. Makamların ayağının yere değebildiğini. Hoş gelmişliğinizi bir tebessümden okuyup gerçekten hoş bulmuş olmayı. Az paraya, portatif masa etrafındaki taburede otururken de çok lezzetli bir şeyler yenilebileceğini. En fazla on dakikada şehrin bir ucundan diğer ucuna ulaşabilmeyi. Kenarında bir yerlerde kirazı dalda, karpuzu bostanda görebilmeyi. Hanımefendi demesin de; varsın beş portatif masayı aynı bezle silen delikanlı “Afiyet olsun be abla” desin. Martıları olsun da, varsın kıyılarında yatlar demirlemesin denizinin. Ahşap evli, eğri büğrü sokağın sonunda, avlusu kiremit bir tarihi caminin taş minaresinden ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

SIRÇADAN ŞİŞE

Ülkü USLU Taa anneannem sağ ikendi. Ben epeyce gençken; pilavı her seferinde tutturamıyorken; sarma saramıyorken, börek açamıyorken. İlk bebeğim egemenliğinin farkında olup günlük uykusunu omzumda, kusmuk bezi üzerinde tamamlarken. İki dakika yatağına bıraksam yaygarayı basarken ve böylece her işim için beni tek ele mecbur etmişken. Mamafih bütün suç sabide değil, henüz bir evi çekip çeviren becerikli hatun rolleri üzerime tam oturamamışken. Bu işleri görgü görenek adabı yerine cahilane burnumun diki ve kendi çok bildiğim üzere, sözde modern anlayışım usulünce yürütüyorken… “Teyzenler size gelmiş kızım…” dedi anneannem. “Evet, Ananem; Karadeniz turuna çıkmışlar dönüşte annemleri bulamayınca bana uğradılar.” demiştim ben de. Yoklamanın ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

KALINCA BİR BAŞINA

Ülkü Uslu Kara kış mevsimim değil… Benim için de Elhan-ı Şita’daki (Kış Musikisi, Cenap Şehabettin)  gibi kar! Geçen baharı ararken hüznün soğuğuyla ölüp düşen kelebekler onlar. Ben de aldanmam deli manzaraya; baktıkça yanarım ne zaman gelecek mutlu bahara… Çabuk gelsin isterim entarisi morlu yeşilli bir bahar; hiç etmem dünyanın parlak ve beyaz kürküne itibar. Ve nihayet sevdiğim bahar! Yalnızlığı da severim… Buradan bakışta, safi kafa dinlemeye fırsat görüyorum. Hiç ilerisi için de kaygım yok olmalı… Vay bir başına kalırmışım vay yola bakarmışım, beklermişim biri kapımı çalsın diye. Yok, hiç minnet etmem kimseye; gelen gelsin, gelmeyenin canı sağ olsun, baksın herkes ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

DÜŞLER VE GERÇEKLER

Yazar: Ülkü Uslu Nasıl yani? Sözde modern hayatın seyrinde yaşanan facia haberlerine bakıp bakıp korkmaya başladım ben. Öylesine hazırlıksız yakalıyor insanı ki ölüm; kimini güvenli bildiği kaldırımda yürürken, kimini işleyip duran bir asansörde, kimini bol ışıklı bir kavşakta. Sahi, istediğimiz gibi rahat döşeğimizde ölü bulunamayacak mıyız biz?.. Bugünkü akıl penceremden bakışta, hatasız kul olmaz tesellisi ile tahammül edebildiğim, erken cahiliye dönemimde “altı kaval üstü şeşhâne” tarzı görüntü ve davranışlar sergiliyormuşum sıklıkla. Bir lise yaz tatilinin temmuz sabahında kahvaltıdan henüz kalkılmış mesela, sabah işleri yığınla. Okusun keşke derken bir yandan da ev işlerine yatkınlığımı sağlamak derdinde olan annem, o zamanlar zorunlu ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

İLK KİTAP İLK HEYECAN

Yazar: Ülkü Uslu Üzgünüm benim değil, keşke olsaydı… Geçen Perşembe Cağaloğlu’nun ara sokaklarında kaybola kaybola Timaş Kitapkahveye götürdüm kendimi. Güzel bir program vardı o akşam. Aslında her Perşembe, ESKADER’in “Babıali Sohbetleri” isimli değişik gündemli toplantılarına evsahipliği yapıyor mekân. İyi de yapıyor. Derneğin kültür sanat içerikli toplantılarına, kitap rafları arasında düzenlenmiş bir sohbet ortamından daha iyisi ne olabilirdi? Kaybola kaybola gidişim de ondandır ki birkaç ay olmuş gelmeyeli, özlemişim. İş çıkışı alelacele yetişiliyor buraya. Aç susuz olabilme ihtimalinizi de düşünüyorlar sağ olsunlar. Çay ve yanındaki küçük paketçiklerde atıştırmalık ikramları var. İlk zamanlar aç isem bile utandığımdan alamamışımdır ama artık kendimi ortama ait hissediyorum. Hazır ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

MOR AYININ DEVERANI

Yazar: Ülkü Uslu Zoruma gitmedi değil… İlkel, zavallı bir düşünce ışık hızıyla geçiverdi kafamdan. Hâlik eseri vücut fani; kul yapısı pelüşü bıraksan, durup duracak ebedi. Kör şeytan! Musallat oldu da neler dedirtiyor sana, def et şunu kafandan. Tövbe tövbe, duracakmış ebedi!.. Ölümsüzlüğü marifet olan beden mi ki? Pelüşe dokunmasan öylece duracak da ruh öyle mi? Âlem âlem gezecek. Hâlik alır senin o pelüşünü de pelüşüne mekân olan dâr-ı dünyayı da katar birbirine. Hepsine dar eder, darmadağın eder bir zaman; görme inşaallah… Kırkımı aşkın ömrümde sezgisel çıkarımlarıma dayalı olarak naçizane bir tecrübe edindim. Herhangi bir kişi, eşya, durum, isim veya sıradan ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git