19 Ekim Perşembe, 2017

Yazarlar: Semra Bay

Haber Aboneliği
Semra Bay
1975 yılında Almanya'da dünyaya geldi. İlkokulu Hatay­ Dörtyol'da, ortaöğrenimini ise Tokat­Turhal'da tamamladı. Okuma­ yazma ve konuşma üzerine bir dünya kuran Semra BAY, yazılarını ilk defa 2012 yılından itibaren kendi adına kurduğu bloğunda yayınlamaya başladı. Halen kültür­sanat ve edebiyat konulu yazıları okur- yazar.net ve bizimsemaver adlı sitelerde yayınlanmaktadır.Ayrıca habername.com adlı haber sitesinde, gündelik insan ilişkileri ve hayata dair yazılar yazmaktadır. Eskişehir Üniversitesi, Tarih bölümü öğrencisi olan Semra BAY evli ve bir çocuk annesidir.

Tüm Yazıları

Sevgili Ölüm

Semra BAY Hafta sonu havanın güzelliği, güneşin yüzünü yeni yeni göstermeye başlayan hali sokağa çağırdı beni. Evde oturmak olmazdı bu havada. Oturduğum semtin çarşı meydanına doğru yürürken etrafımda akan insan kalabalığı ölümü düşündürdü biran bana. Bir göz kırpması kadar kısa olan ömrümüzü. ‘’Ne alakası vardı şimdi.’’ diyebilirsiniz ama hayat böyle işte. Her şey iç içe zihnimizde. İnsanın içinde yine onlarca insan var. Ve hangisinin ne zaman neyi fısıldayacağı belli olmuyor kulağımıza. Biran öldüğümü ve bu insan kalabalığında bunun hiç de önemli olmadığını hayal ettim. Mesela şu köşedeki simitçi farkeder miydi benim artık olmadığımı bu dünyada? Ya da karşı durakta bekleyen siyah montlu, şapkalı adam umursar mıydı ölümün kapımı çalışını? Sanmıyorum. Sanmıyorum değil eminim aslında. Sonra dert edindiğimiz onlarca şeyi düşündüm. Gördüğü halde selam vermeyen falancayı, sabahın erken saatinde sokaktan gelen sesleri, komşunun gürültü etmesini, menfaati bitince yok olan tanıdıkları, eşarbın kalitesini, mantonun rengini, arabanın markasını, bilmem hangi tanıdığın lüks evini, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Dostluk üzerine

Semra BAY Dışarıda yağmur var. Mevsim kış. Bahara doğru evriliyor zaman. Devr-i daim devam ediyor mecburen. Ama illa ki dört mevsim bir arada.  Aynen ömür gibi. Aynen insan gibi. Ben baharı yaşıyorken keyifle yaza hazırlanıyor ömrüm yine. Sonbaharsa çoktan geride kaldı. Şimdi elimde çayım, gözlerimin önünde hayatımdan kesitler. Evrilmem, miladım, gönlümden düşenler, onlara inat baş tacı ettiklerim. Üzerime basanlar, eh biraz da devran dönüp hak yerini bulunca sahtelerinin üzerine basmak zorunda kalarak farkına vardığım dostlarım. İlk defa görülen bir mahkeme salonu. Ortalama bir oturma odasından biraz büyükçe bir yer. İlginç. Ortada bir jüri heyeti falan da yok. Anlaşılan çok Amerikan filmi izlemişiz vaktinde. Bu arada öğrendim ki bizim mahkemelerimiz daha çok Fransızlarınkine biraz da Almanlarınkine benziyormuş. Sanırım dostluk denen şeyi de onlarınkine benzetmişiz ki temeli hep menfaate dayanır olmuş. Şimdi boş bilgiler gibi gelse de bunlar o an için heyecanımı, korkularımım epeyce bastırmıştı. İyi hatırlıyorum. Beyaz saçlı hâkimin o sert ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bir mucize gelse hayatlarımıza…

Semra Bay Ne hızlı geçiyor zaman. Her şey sanki dün gibi. Ya da zaman yerinde duruyor da geçen sanki biziz. Uzun yol yolcuları gibi mola verdiğimiz anları mühürlemek istiyoruz sadece. Bir dokunuş kalsın ardımızda, aklımızda. Derdimiz hep bu. Annem gideli neredeyse beş yıl olmuş  mesela. Sonra babam. Ona da beş yılı geçmiş veda edeli. Biz onları içimizden hiç uğurlayamasak da kocaman zamanlar geçmiş aradan. Oysa her şey yine dün gibi. Bir telefonun ucunda sesleri sanki. Ya da çalan bir kapının ardında nefesleri… Sonra lise yıllarım. Onlar da geride kalalı çok olmuş. Aynı sıraları paylaştığım, çocukluğumun şahitleri, hayal ortaklarım bir yerlere dağılalı yine yıllar olmuş. Ama dün son dersten çıkıp eve gelmişim gibi. Sanki araya bir haftasonu sıkışmış sadece. Yarın yine pazartesi. Sabah okul yoluna koyulacak gibiyim. Şimdi bu satırları yazarken de akıyor zaman. Yazın habercisi yağmur camlarıma vuruyor hafiften. Eşlik ediyor kalemime. Sabahları kuş sesleriyle uyanmaya başladım bile uğurladığımız kışa ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Beyni, bedeni, gönlü güçlü insan yetiştirmek…

Semra Bay ‘Güçlü ve Mutlu İnsan Yetiştirmek’ tavsiye üzerine okuduğum bir kitap. Satır altlarını çizerek, bol bol not alarak okuduğum kitaplar arasında yerini alan bu eseri, eğitimcilerin, anne babaların okuması temennisiyle tanıtmak istedim. Eminim ki şimdiye kadar hakkında  yazılmıştır ancak  benim penceremden de güçlü ve mutlu insan yetiştirmenin formüllerine bakalım derim. Kitap; beyni, bedeni, gönlü güçlü insan yetiştirmenin gayesi ve yolları nedir ana fikri etrafında, güçlü ve mutlu insan yetiştirmenin formüllerini anlatıyor aslında. Yazarı Mustafa Bakan. Eser, özellikle ve ısrarla vurgulanan konular etrafında şekil almış ve okuyucusuyla buluşmuş. Bunlardan biri  inançlı insan yetiştirmenin önemi. Öğrencilere, öncelikle gönül eğitimi verebilmek. Yazar; eğitimin insanın gönlüne kuvvet vermek, öğretimin ise beyne kuvvet vermekle olacağını savunmakta. Gönlü eğitilmeyenin aklının eğitilmesini bir taraftan inşa ederken bir taraftan yıkanın haline benzetmesi hayli ilgi çekici bir tespit. Bir diğer konu  eğitimde anne, baba öğretmen işbirliği. Yazar bu üçlüye  dikkat çekerek eğitimde ilk basamağın aile olduğuna vurgu yapmış ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Eskilerden Bir Çocuk

Semra Bay Eskiden böyle miydi? Çocuklar böyle rahat, böyle şanslı, böyle değerli miydi ? Bir eli yağda, bir eli balda misâli yaşayıp, hayata  meydan okuyabiliyorlar mıydı? Anneler, babalar etraflarında  böyle pervane miydi? Fotoğrafları  bu kadar renkli,  akılları bu kadar özgür müydü? Biz böyle mi büyütüldük? O zamanların siyah-beyaz fotoğraflarında nasıl görünüyordu o çocuklar. Şehir kültürünün uğramadığı mekânlarda biz kimdik, bize biçilen rol neydi?  Sahi biz nasıl oyunculardık? Çocuklara pek değer verilmezdi eskilerin anlayışında.  Kıyıda köşede,  arada derede büyütülürdü onlar. Mesela, sofraya büyüklerle oturamaz, abilerin, ablaların küçülen kıyafetleri onlara bayramlık olur,  odanın baş köşesine hasret kalırlardı. Düşünmelerine de izin verilmezdi pek.  Evlerin karar vericileri de, onların hayatlarının söz sahibi de büyüklerdi  o zamanlar. Onlar düşünür, çocuklara uygulamak kalırdı. Bunun dışındaki her şey ne hadlerineydi.  Kendi hayatlarının sessiz seyircileriydi onlar. En çok duydukları söz ‘’sen sus’’olurdu. ‘’ Sen sus, büyüklerin yanında konuşulmaz.’’ Anneler babalar çocuklarını rahatça sevemez, büyüklerin yanında onları isimleriyle çağıramazlardı. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Sır

Semra Bay Doğal olarak sorun istemiyoruz hayatımızda.  Sorunları taşıyan insanları da.  Zihnimiz yorulmasın, bedenimiz yorulmasın, kimse bizi eleştirmesin, moralimizi bozan olmasın. Mesela C. Bukowski : ‘’Benim hayatım, benim seçimlerim, benim hatalarım, benim yalnızlığım. Sizi ilgilendirmez.’’ Demiş. Doğru demiş demesine ama yok böyle bir dünya işte!  Kimse kusura bakmasın. İyi, güzel de ya arkamızdan konuşanlar. Laf sokup canımızı sıkanlar. Tanımadıkları, bilmedikleri hayatımıza âni dalışlar yapanlar. Küçük dağları ben yarattım havasıyla etrafta dolaşıp, dikenli dilleriyle canımızı yakanlar, âhkâm kesenler, tercihlerimizi fütursuzc a eleştirenler… Bunları n’apıcaz?  Yok sayabilir miyiz?  Yok saydık hadi. Onlar bizi yok sayacaklar mı? Ya da karşılarına geçip kendimizi savunacak mıyız? . Meselâ ben zihnimde bir sürü planla dolaşırım gün boyu. Akşama pişirilecek yemek de derdim olur bazen temizlenecek ev de.  Okunmak için sırasını bekleyen kitaplar da gerer beni,  asılacak çamaşırlar da. Sonra gitmem gereken bir okul, hazırlanmam gereken bir sınav girer sıraya.  Uzayıp gider bu liste ve bunlarla hayatıma ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Misafirliğe gitmiş kibar hâllerimiz

  Semra BAY Sanal âlem deyip de geçmeyin ama  fazla da önemsemeyin derim. Sonuçta hayatımız ne sanaldan ibaret ne de ondan tamamen bağımsız. Görsel bir gerçeklik, yaşantımızın bir uzantısı artık. Neredeyse tüm gününü orada geçiriyor gibi görünenleri  de gördüm, hiç uğramıyormuş gibi davranıpta neredeyse her anını orada geçirenleri de. Birde tüm bunları eleştiren ama eleştirirken de bunu yine sanaldan yaptığının farkında olmayanları. Hatta fazlaca ileri gidip ‘şöyle bir günde bu paylaşılır mı diye  etrafına azarlar yağdıranları ama bu ‘şöyle bir günde’ sanalda ne aradığını hiç düşünmeyenleri de. Sonra ara ara internet orucuna girenleri ama 3-5 günden fazla dayanamayıp geri dönenleri de. Nihayetinde  ne kadar eleştirilirse eleştirilsin sanaldan vazgeçeni  görmedim. Ne gidiyoruz demelerini ne  geri dönmelerini ne de sanala karşıyım demelerini  yadırgamadım insanların bu yüzden. Cünkü hayatımıza giren her yeniliğin yerleşeceğini bilenlerdenim. Hem karşıyım deyip hem de burada olmanın anlamı ne bilemiyorum. Sanala karşıyım demenin anlamı ne  onu hiç bilemiyorum. Kınadıklarımız, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bizim Kral/B.Tuncer Salihoğlu

Semra Bay Modern zamanların gerçeklerden kopuk, geride kayda değer bir iz bırakamayan tatsız tuzsuz hikâyelerine alıştırılmışız. Okuyup geçiyoruz onları. Okuyup geçemediğimiz, ezber bozan, hissemize düşeni yorumlayıp heybemize atacağımız hikâyeler/yazılarsa fazlası ile meşgûl ediyor zihnimizi. Bize ‘Bunlar burada dursun, sana not, lâzım oldukça okursun!’ diyen gerçekçi satırların peşine düşüyoruz, okuyup kalıyoruz oralarda. Bekir Tuncer Salihoğlu’nun  ‘Bizim Kral’ı da bu ezber bozanlardan, heybemizi dolduracaklardan. Tadı tuzu yerinde, tadı damakta kalacak cinsten. Sade bir dil, tecrübeli bir kalem birleşmiş satırlarda. Kelimeler, resimler çizmiş zihinlere. Yazar, hikâyelerin görünmeyen bir yerlerinde kahramanlarla beraber dolaştırmış biz okuyucularını, tek tek tanıştırmış onlarla. Her hikâye farklı bir değeri anlatmış. Her defasında kişiler, olaylar üzerinden tespitler yapılmış, mesajlar verilmiş. Kimi zaman bir yerel ağız, bir atasözü kimi zaman bir hadis, bir âyet olmuş mesajımız. Kimi karakter merhameti temsil etmiş, kimisi arkadaşlığın görünür yüzü olmuş.Hayatın gerçekleri tüm açıklığı ile acıtmadan, yavaşça karşılamış biz okuyucularını.  Bu satırlarda  insan dost, insan inançlı, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bizim Çocuklar

Semra Bay Metrobüs durağında mendil satan muhtemelen Suriyeli bir kız çocuğu. Yanında yine muhtemelen kardeşi dediğim küçük karakuru bir oğlan. Zavallı kız önüne koyduğu büyükçe bir kutu içine dizdiği mendil paketlerini satma umuduyla bazen yağmurun altında bazen kuru bir ayazın gölgesinde gün boyu oturuyor. Oğlancık da yanında bekleyip duruyor. Aylardır bu böyle. Nereden biliyorsun derseniz anlatayım. Haftanın iki günü bu durağı kullanıyorum ve mecburen önlerinden geçiyorum. Ve her seferinde nedense tuhaf bir suçluluk duygusuyla gözlerimi kaçırıyorum bu miniklerden. Oysa onların bu halinden ben sorumlu değilim ki. Sonra aklıma takılıyor bu soru. Sorumlu değil misin gerçekten diyorum kendime. Sonra soruyu biraz daha genişletiyorum. Toplumca hatta tüm dünyalılar olarak sorumlu değil miyiz Suriyeli, Filistinli veya her nereli ise insanların hele hele çocukların bu muhtaç bu utanılası durumundan. Ve yine her nedense bu çocuklara yardım etmem gerektiğini biliyor ama  nasıl yardım edeceğime karar veremiyorum bir türlü ve yine her seferinde suçluluk duygusuyla ezilerek ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Umuma açık hayatlar üzerine…

Semra Bay Eskiden olsa şu satırları gönül rahatlığı ile yazabilirdim. Güzel insanlarız biz. İyi insanlarız. Yardımseveriz,  kimsenin kötülüğünü istemeyiz. Gösterişi hiç sevmez, küfür derseniz “o da ne?” diye sorarız. Dilimiz kibar, sözlerimiz nezaketlidir bizim. Eleştirmeyi bilir, hakaretten hazzetmeyiz. Sırası geldi mi eşimizi dostumuzu kendimizden daha çok düşünür, kul hakkına dikkat eder, vebale girmekten korkarız. Kin tutmak diye bir derdimiz de yoktur. Kapımız her dâim  ‘tanrı misafiri’ne açıktır. Aşımızı ekmeğimizi, yerimizi yurdumuzu seve seve paylaşırız. Şimdi ise bunları yazmak çok zor. İstisnalar kâideyi bozmaz ama sosyal paylaşım ağları hayatımıza girdiğinden beri çok özelliğimiz değişmeye başladı, kâideler bozuldu bile. Artık ‘dört duvar arasında yaşanan dört duvar arasında kalır’ sözü, tarihe karıştı. Hayallerimizle yarı karışık hayatlarımızı, umuma açtığımız facebook sayfalarımızda gösterişi seven, eleştiriyi hakaret bilen, sözlerimiz dikenli, kul hakkından, vebale girmekten çekinmeyen, kin tutan, intikam alan ‘eski biz’e benzemeyen insanlara dönüştük. Tanışmamız biraz erken mi oldu desem ya da elimize bir kullanma klavuzu ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git