20 Ağustos Pazar, 2017

Yazarlar: Necati Kağan Çetin

Haber Aboneliği
Necati Kağan Çetin
1973’te Denizli’de doğdu. Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’nı bitirdi. Özgür ve Bilge Dergisi’nde “Sade Yaşam” Editörü olarak başlayan yazı hayatı, internette devam ediyor. Bilim, sanat, felsefe ve daha pek çok alanda okumalar yapıyor. Monotonluktan hoşlanmıyor. Okumak, yazmak, dinlemek ve susmak, onun için çok önemli…

Tüm Yazıları

Endüstri 4.0

İslâm’la ilişkisi sıfırlanan bir kuşak geliyor… Sıfır. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

23 yetim çocuğu giydiren davulcu

27 yıldır Bursa’nın İnegöl ilçesinde Ramazan aylarında davulculuk yapan bir iyiliksever var: İbrahim Mete. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Arayıp da bulamamak…

/ N. Kağan Çetin / Ateistin en kötü ânı, şükretmek isteyip de şükredeceği bir kimse bulamadığı andır. / Dante Gabriel Rossetti Biz mü’minler, şu hayatta her zaman ilâhi bir kudretin koruması altında olduğumuzun farkındayız. Bütün dualarımızı, dileklerimizi, hamdlerimizi, şükürlerimizi, ihtiyaçlarımızı duyan ilahi bir kudret var: Allahu Teâlâ… Öyle veya böyle, Allah’ın desteğini her vakit hissedebiliyoruz. Çoğu defa bunun farkındayız. Veya kalbî olarak, duygularla bunu hissediyoruz. Bu çok büyük bir nimet… Allah ki bizi yarattı… Bize akıl, kalp, duygular, eller, ayaklar, dil ve daha pek çok maddi ve manevi donanımlar verdi. Kâinatı bizim için hazırladı. Dünyayı, Güneşi, Güneş Sistemi’ni… Atmosferi, dağları, denizleri, karaları, hayvanları, bitkileri, geceyi ve gündüzü insan için yarattı. Bütün bunları insana uygun dengeler ve denklemlerle yarattı. Allah, insanı bu yeryüzü serüveninde yalnız bırakmadı. Peygamberler ve kitaplar gönderdi. Hepsi insanın huzur bulması, şu hayatta mutluluk ve istikametle yaşayabilmesi içindi. Bütün bunları İslam âlimleri anlattığı gibi, Batı’nın bilginleri de anlattılar. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ramazan’la genişleyen zaman ve mekân

/ N. Kağan Çetin / Nice kullar, mâbetlerle barışır, Nice insan, meleklerle yarışır, Allah nidâları, arşa karışır, Hoşgeldin.. Ey onbir ayın sultanı. Cengiz Numanoğlu  Yine olağanüstü değişimlere şahit olacağız. Ramazan, kalbimizi, aklımızı, hayallerimizi… Sokakları, caddeleri, evleri, sofraları değiştirecek. Camiler, şadırvanlar, ezanlar bir başka güzel olacak. Herkeste tatlı bir telaş olacak Ramazan başlayınca… Sahurda son lokma yenirken, son yudum su içilirken daha dikkatli olacak herkes. İftar yaklaşırken sadece kendimizi değil, başkalarını da düşüneceğiz. Acaba kimi davet edebilirim şu sofraya? Acep bugün kime yardım etsem isabet olur? Yine Kur’ân-ı Kerim’le dolup taşacak cümle mekânlar… Sözlerde, sohbetlerde Fahr-i Kâinat Efendimiz’in (asm) aziz hatıraları olacak… Cümle mahlûkat, mü’minlerin bu benzersiz ibadetine bir kere daha iştirak edecekler… Telaş ve koşturmacalarla dolu şu dünya, birdenbire muazzam bir camiye dönüşüverecek… Evet, bir de bakmışız ki o keşmekeş dünya gitmiş, huzur dolu bir başka dünya gelmiş… Nasıl, kimin emriyle? Faruk Nafiz Çamlıbel bakın neler söylemiş: Alnımız secdede bulsun ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bazı sorular daha önemli

Hemen herkes bu iki soruyla güne başlar. Bu, yaşadığımız dönemin bir özelliği olsa gerek. Başka sorular akla gelmez. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Televizyonun mutlak egemenliği altında

  İnsan, kaybettiği başka her şeyi fark eder, kendini kaybettiğini anlayamaz. Kierkegaard   Televizyon izlemeyen insan. Mümkün mü böyle bir şey? Hayatında televizyon olmayan birisi… Günde dört saatten hesaplarsak, yılda 1460 saat televizyon izlemeyen birisi… Böyle birisi 1460 saatte neler yapabilir? İster bir yabancı dili seviyede iyi seviyede öğrenir. İsterse ağır bir okuyuşla otuz bin sayfa kitap okur. Bir müzik enstümanı öğrenir. Seyahate çıkar, yürüyüş yapar. Bir kursa gider, bir meslek sahibi olur. Bunun sınırı yok. Seksenli yıllarda televizyon izleyenler haber, dizi, film veya belgesel izlerdi. Hiç değilse bir şeyler öğrenirlerdi. Şimdi nerede o günler? Şimdi varsa yoksa o üç yarışma programı! Çevrenize bakın bakalım. Televizyon olmayan ev var mı? Yok! Televizyonu olanlara da bakın. O üç yarışma programından başka bir şey izliyorlar mı? İzlemiyorlar. Ne haber, ne belgesel, ne de sanat… Bunların hepsi unutuldu. Öylesine garip bir büyü veya hipnoz durumu herhalde bu. Bu büyüyü bozmak, bu hipnozdan çıkmak ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Nisan yağmuru

Evet, fıtraten daimî bir hayat ve ebedî yaşamak isteyen ve hadsiz emelleri ve nihayetsiz elemleri bulunan bîçare insana, elbette o hayat-ı ebediyenin üssü’l-esası ve anahtarı olan iman-ı billâh ve mârifetullah ve vesilelerinden başka olan şeyler ve kemâlâtlar o insana nisbeten aşağıdır. Belki çoğunun kıymetleri yoktur. Bediüzzaman     İnsan, daima yaşamak isteyen, sonsuz yaşamak isteyen bir varlık. İnsanın sonsuz istekleri, nihayetsiz emelleri var. Bir o kadar da elemleri, kederleri, üzüntüleri var insanın… İnsanın yaratılış hamuru böyle yoğrulmuş. Böyle bir insana ebedi hayatın merkezi olan iman gerekir. Ebedi hayatın anahtarı olan iman… Sonra marifet… Sonra ibadet… Sonra tefekkür… Sonra muhabbet… Hüsn-ü niyet, hüsn-ü nazar, akl-ı selim, kalb-i selim, hiss-i selim ve zevk-i selim gerekir. Bütün bunlar nefes aldırır insana. İman, ihlas, rıza-yı ilâhi, merhamet, karşılıksız iyilik, takva, dua, tevekkül nefes aldırır. Bunlar yoksa, yaşamak zordur. Hattâ ölmek bile zor… Evet, iman ve marifet olmadan yaşamak zor… Ölmek, zorlardan daha zor… Hüsn-ü ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ayasofya’da ezan sesleri

  Kağan Çetin Allah’a giden yol buralardadır, Kapılar açılır şerefelerden, Burdan uğurlanır mübarek aylar, Bayram burda başlar arifelerden. Arif Nihat Asya   Ayasofya bir kılıçtı Bizans’ın bağrına saplanan… Bir Türk kılıcı, bir Osmanlı tuğrasıydı o… Nice seneler geçti Ayasofya’da beş vakit namaz kılınmayalı… Süleymaniye’den, Sultan Ahmet’ten, Fatih Camii’den, Selimiye’den… Türkiye’nin bütün camilerinden beş vakit ezanlar gürül gürül okunur da… Ayasofya’dan okunmaz… Oysa beş yüz yıl okunmuştu. Mü’minler beş yüz sene Ayasofya’da beş vakit namazla beraber nice teravih namazları, nice bayram namazları kılmışlardı… Kandil gecelerinde Ayasofya’da mü’minler hep birlikte Allah’a yalvarmışlardı. Ayasofya’da beş vakit namaz kılınmaya devam etseydi… Yahya Kemal, Süleymaniye’de Bayram Sabahı gibi muhteşem bir şiiri de Ayasofya için yazar mıydı acaba? Şimdi bekliyoruz… Ayasofya’da her gün beş vakit okunacak ezanları, beş vakit kılınacak namazları… Bu camide kılınacak beş vakit namaz, başka güzelliklerin habercisidir çünkü… Ayasofya’da Bayram Sabahı’nın habercisi… İslam Birliği’nin habercisi… Hilafet Makamı’nın müjdecisi… Şimdi mü’minler hazır… Türkiye hazır… ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Dünya ne üzerine kurulu?

N. Kağan Çetin  Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek, mü’minlerin içinde ayrılık çıkarmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan kimseye yataklık etmek için mescid edinenlere gelince: ‘Bizim niyetimiz iyilikten başka birşey değil’ diye yemin ederler. Fakat Allah onların yalancılıklarına şahittir. Orada asla namaz kılma. İlk günden beri takvâ üzerine kurulu bulunan mescid, senin namaz kılmana daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır; Allah ise çok temizlenenleri sever.                                              Tevbe Suresi 107-108. ayetlerinin meali “İlk günden beri takva üzerine kurulu bulunan mescid, senin namaz kılmana daha lâyıktır.” Dostlar, yukarıda yer alan ayet meallerinde beni en fazla meşgul eden cümle işte buydu. Rabbimiz, mü’minleri uyarıyor. Mü’minlerin her zaman durmaları gereken yeri gösteriyor: Takva üzerine kurulu mescid. Tanım bu kadar açık ve net. Bu tanımdan hareketle yaşadığımız dünyaya bakalım. Bu ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Şimdi haberler

N.Kağan Çetin Herhangi bir gazetede hatırlanmaya değer bir haber okumadığımdan eminim. Eğer bir adamın soyulduğuna, öldürüldüğüne, kazada öldüğüne, yahut bir evin yandığına, bir teknenin battığına, bir buharlı geminin infilak ettiğine, bir kuduz köpeğin veya kış ortasında bir çekirge sürüsünün telef olduğuna dair bir haber okumuş isek, aynı konuda ikinci bir haberi okumamıza ihtiyaç yoktur. Bir tane yeter, prensibi kavradıysanız, bir yığın vak’a ve uygulamaya ne ihtiyacınız olabilir? Adına haber denilen şeylerin tümü, bir düşünür için dedikodudan ibarettir.                                                                              Henry David Thoreau Günümüzde habercilik anlayışı olumsuzluk üzerine kurulu. Nerede bir soygun, ölüm, yangın, patlama, kaza varsa, hemen haber olarak servis ediliyor. Aynı tarzdaki haberler günler, haftalar, aylar ve yıllar boyu aynı şekilde verilmeye devam ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git