19 Ekim Perşembe, 2017

Yazarlar: Mikail Türker Bal

Haber Aboneliği
Mikail Türker Bal
1984 İstanbul-Kadıköy’de doğdu.2002 Yılında Üsküdar Fazilet Erkek Lisesinden,2007 yılında Sakarya Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Yeditepe Üniversitesi’nde Eğitim Yönetimi ve Denetimi bölümünde yüksek lisans eğitimine başlayarak yüksek lisansını tamamladı. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden ikinci üniversite eğitimi aldı. 5 Yıl özel bir eğitim kurumunda Sınıf Öğretmeni olarak çalıştı. Şu an serbest ticaretle uğraşmakta. H Yayınları’nın Kültür Sanat danışmanlığını yapmaktadır. Balkanlar,Tasavvuf ve milli kültür alanlarında araştırmalarını devam ettiriyor.

Tüm Yazıları

Kendi gündemimizle yaşamak

Sosyal çevremiz, sosyal medya çevremizin dahil olması ile daha da genişledi. Sosyal çevremiz ile gündemimiz ortak mıdır? Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

8. Uluslararası Dergi Fuarı’nın ardından…

Dergi çıkarmak her süreli yayını çıkarmak kadar zordur. Hele ki, aylık periyodlu bir dergi çıkarmak gerçekten büyük meziyettir. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Rumeli medeniyeti

Mikail Türker Bal Hep söylenen klişe bir söz var: ”Osmanlı sadece Rumeli’ye yatırım yaptı. Anadolu’da yatırımı olmadı, bu yüzden de Anadolu geri kaldı.” deniliyor. Ben bu söze katılmıyorum. Anadolu geri kalmadı, başından beri geri kalmayı tercih etti! Tıpkı bu gün de olduğu gibi! İspat mı istiyorsunuz? Hadi diyelim ki belirli zamanlarda belirli imkânlar yoktu. Bu yüzden geri kalındı. Maddi imkânsızlıklar yüzünden okuyamayıp çalışmak zorunda olan nesiller oldu. Fiziki şartlar da elverişli değildi. Devlet her yere okul yaptıramadı.  Ama bu gün her türlü imkân doğudan batıya her yere ulaştı. Büyük çoğunluk şehire geldi. Fakat ne hikmetse şehire gelenler; ‘Sağa sola bakalım, burada yaşamanın edep-adabı ne ise ona göre yaşayalım’ diyeceğine şehirde de geldikleri yerdeki yaşam şekillerine devam ettiler. 50 yıldır şehirde yaşayan aileler 3. Kuşak olmuş hâlâ aynı şekilde yaşıyorsa orada bir sorun var demektir. Kültürden, sanattan hâlâ tek kelime habersizse o insan topluluğunun şehire ve medeniyete nasıl bir katkısından söz ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Geleneğin Peşinde Ebru (2)

Mikail Türker BAL Lise hayatımda tanıdığım bu sanatımıza, sınav sistemindeki değişikliğin eğitim hayatımızda yarattığı sıkıntılar yüzünden fazlaca zaman ayıramadım. Hem zaten bana ışık olacak ebru ustamı da henüz bulamamıştım. Üniversiteye Ankara’da özel bir üniversitede başladım. Daha sonra ikinci sınıfta iken yatay geçiş yaparak Sakarya Üniversitesi’nde bitirdim. Bu süreçte de  ebruya iştiyakım devam ediyordu. Üniversiteyi bitirip yüksek lisansa başlamış, aynı zamanda özel bir eğitim kurumunda çalışıyordum. Yüksek lisans eğitimini bitirdiğim yıl artık zamanı geldi dedim kendi kendime. Evet, zamanı gelmişti ama ben hâlâ bir usta bulamamıştım. Kuzenimin eşinin Fatih’te bir mimarlık ofisi vardı. Aynı zamanda alt katı sanat galerisi olarak kullanıyorlardı. Atölye ile ilgilenen diğer ortak İbrahim Abi’ye geleneksel ebruyu öğrenmek istediğimi, ancak bir hoca bulamadığımı söylemiştim. İbrahim abi ile daha önce birkaç defa sohbet etmiştik. ‘Sen aslında Alparslan Hoca’ya uygun bir talebesin ama hoca ders vermiyor’ dedi. Çünkü o aralar Alparslan Hoca TÜBİTAK’ta çalışıyordu ve ders verecek zamanı yoktu. Ancak ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Geleneğin peşinde ‘’Ebru’’ (1)

Mikail Türker BAL     Liseye başladığım yıl ebru sanatı ile tanıştım. Hazırlık sınıfında idim. Resim dersimize gelen hocam ressam Bünyamin Kara sayesinde sanatın güzelliğinin farkına vardım. Sanata bakışımda fevkalade değişiklikler olmuştu. Kısaca sanatı sevmiştim. Hele ki geleneksel sanatlarımızdan olan ebru sanatını tanıdığımda işte bu sanatla uğraşmalıyım demiştim. Ruhumda ve meşrebimde var olan geleneğe bağlılık bu sanatında geleneksel olanını sevdirdi bana. Yıllar sonra öğrenecektim bir de çağdaş-modern ebru denemeleri varmış. Ama ben ilk günden bağlandım geleneğe. Okuduğumuz lise Üsküdar’daydı. Hocam bana bir gün bir kitap getirdi. Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre’nin ‘‘Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı’’ idi. Bir solukta okudum. İlk anda, aşina olmadığım birçok bilgiye rağmen kitabı okumaktan çok haz almıştım. Tekrar okudum. Bu nasıl bir biyografik eserdi böyle? Gerçekten yazar bunları yaşamış mıydı? Kitapta anlatılanlar, içinde bulunduğumuz bu Üsküdar’da mı yaşanmıştı gerçekten? Çünkü yazar başka bir Üsküdar tasvir ediyordu günümüzden çok uzak olmayan bir zamanda! Bütün bu karmaşık düşüncelerin içinde iken bir ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bir Ramazan’ın düşündürdükleri

Mikail Türker Bal Bir yaz ramazanına daha merhaba dedik. Her yıl on bir gün erken gelen ramazan ayı devrederek bütün seneyi dolaşır ve 365 gün her mevsim rahmet ayını yaşarız. Burada bir ilahi adalet söz konusudur ki; şemsi aylar gibi güneş takvimine göre belirlenen dini günler yaşasa idik ramazanı her sene aynı ayda ihya edecektik. Bu ay ya kış ayı olacaktı yâda yaz ayı. Her iki durumda da dünya Müslümanlarını ve farklı bölgelerde yaşayan Müslümanları dikkate alırsak bu durum bir adaletsizlik doğururdu. Düşünsenize her sene temmuz ayında oruç tuttuğumuzu? Kameri aya göre tertip edilmiş dini gün ve gecelerimizde mevsimsel sabitlik yoktur. Çocukluğumda ilk hatırımda kalan ramazanlar kış ramazanları idi. Ramazan diyince kar yağan bir mevsimde gelen huzur günleri gelirdi aklıma. Saat 17 civarında iftar yapılır ve erken saatte teravih namazına gidilir, uzun gecelerde erken yatılıp erkenden ibadet için kalkılan geceler hatırlarım hep. Çocuk olduğumuz için çok fazla izin verilmezdi oruç ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Azerbaycan’dan Dünyaya Doğan Güneş

Yazar: Mikail Türker BAL ‘Bir Millet, İki devlet’… Hüzün dolu bir söz.. Çünkü bir millet isek neden iki devletiz? İkiliğin telaffuzu bile hoş gelmiyor kulağa! Sınırlar yine de bölemiyor bizi. Kardeş sözcüğünü en orijinal ve en samimi hali ile duyuyorsunuz Türkiye’den geldiğiniz öğrenildiğinde. ‘Gardaş’ diyor başka bir şey demiyorlar tüm samimiyetleri ile. TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) ve UKİD’in (Uluslararası Kalkınma ve İşbirliği Derneği) ortaklaşa düzenledikleri bir program vesilesi ile birkaç günlüğüne Azerbaycan’da idik. Bakü’de Şirvanşahlar döneminde, sarayın bahçesinin en mutena köşesinde yaşamış, yetiştirdiği halifelerle oradan dünyaya ışık saçmış bir veliydi bizi buralara getiren. Seyyid Yahya Şirvani (Baküvi) Hazretleri hakkında düzenlenen sempozyuma irfan dünyamızın çok değerli isimleri ile katıldık. Kendi açımdan çok verimli geçtiğine inandığım bu seyahat vesilesi ile Anadolu Ruhu’nun nasıl olgunlaştığı, o ruhun tekrar nasıl ve hangi yolla ortaya çıkarılabileceğini bir kez daha idrak ettim. Halvetiyye yolunun aziz piri Seyyid Yahya Şirvani Hazretleri yetiştirdiği halifeleri vasıtası ile ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Türkçeyi sevdiren adam

Mikail Türker BAL Yavuz Bülent Bakiler’i ilk defa bir televizyon programında dinlemiştim. Zihnimde kendilerinin en eski hatırası ‘Sözün Doğrusu’ isimli, beş dakikalık zaman diliminde gündelik yaşantımızda Türkçemize dair yanlışlarımız üzerinde konuştuğu televizyon programıdır. Her gün yayınlanan bu program o günlerde beğeni ile izlenmiş,  halkımızın Türkçeye olan ilgi ve alakasını yükseltmişti. Çünkü bizler Türk halkı olarak birçok değerimize önem vermeyiz. Bunların başında güzel dilimiz Türkçe gelir. İlkokul yıllarında başlayan Türkçe eğitimi lise hatta üniversite de ‘Yazılı Anlatım’, ‘Sözlü Anlatım’ dersleri olarak iki dönem okutulmasına rağmen gündelik hayatımızda Türkçeyi doğru ve yanlışsız kullanabilen insan sayımız parmakla gösterilecek kadar azdır. Ailede başlayan hatalı dil eğitimi, temeli sağlam atılmayan binanın çarpık olacağı gibi okulda da verilen dil eğitiminin sadece kural öğretmekten ibaret olarak uygulanması ile içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Yavuz Bülent Bakiler’i dinlerken;  konuşmasındaki naifliği, Türkçeye dair engin bilgisi, zarafeti ile o zamanlar kendilerine zihnimde ‘Türkçe’nin Prensi’ ismini vermiştim. Türkçeyi sevmeyi, dilimize hizmet ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

İstanbul’da Kültür Mevsimi

 Yazar: Mikail Türker Bal İstanbul’da kültür ve sanat sezonu coşkulu konser  ve  kutlamalar ile başladı. Kültürün, sanatın, maneviyatın, irfanın başkenti İstanbul’umuzda  bu yıl da gerek Büyükşehir belediyemizin gerekse yerel belediyelerimizin düzenlediği faaliyetler halkımızın istifadesine sunulacak. Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde  bireyin yaşamının her döneminde olan ve sürekli giderilmesi gereken ihtiyaçları vardır. Bunların dördü temel ihtiyaçlardır ki sonrasında bireyin iç dünyasına hitap eden ihtiyaçlar başlar. Sanat, estetik, kültür ve maneviyat olarak isimlendirebileceğimiz bu ihtiyaçlar da temel ihtiyaçlar gibi giderilmez ve doyurulmazsa temelde bireyde, genelde ise toplumda ciddi travmalara neden olur. Türkiye nüfusunun hemen hemen beşte birinin toplandığı, her bölgeden, her kültürden insanın yaşadığı İstanbul’da halkın büyük çoğunluğunu  İstanbul’a büyük göçlerin olduğu 1950’lerde ve sonrasında  gelen, kökeni İstanbul’un yerlisi olmayan insanlar oluşturur. 1950’lerde başlayan Türkiye’deki ekonomik kalkınma süreci ile  İstanbul ekonomik anlamda bir cazibe merkezi oldu. İnsanlar, öncelikle para kazanmak ve ailelerini idame ettirmek amacı ile geldiler bu şehre. Sonrasında  barınma ihtiyaçlarını karşılayınca aileleri ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Elmalı’da Üç Gün

Elmalı’nın Canları İrfan ve Sevgi Sempozyumu                                                           Elmalı’da Üç Gün Yazar:   Mikail Türker BAL Antalya İlimizin, 1150 rakım yüksekliğinde, Torosların eteğinde, Mustafa Tatcı hocamızın tabiri ile bir çanağın içinde küçük ve şirin bir kasaba Elmalı. Nice zamandır gönlümüz burayı arzuluyordu. Bir zamanlar irfan ocağının tüttüğü, nice arifler yetiştirmiş bu toprakları görmek ve Niyazi Mısri Hazretleri’nin de ayaklarının değdiği sokaklarına yüz sürme isteğimiz, Sinan Ümmi Derneğinin bu yıl yedincisini düzenlediği ‘Elmalı’nın  Canları İrfan ve Sevgi Sempozyumu’  vesilesi ile gerçekleşti. İstanbul’dan bir grup yaren ile uçakla Antalya’ya, Antalya otogardan Elmalı’ya giden minibüs ile tam iki saat sürecek Elmalı yolculuğumuza başladık.  Az evvel sıcaktan ve nemden kavrulan şehir arkamızda kalıp rakım yükselmeye başladıkça şehrin dışına çıkmanın ruhsal dinginliğine yavaş yavaş erişiyoruz. Aşağıda millet yanıp kavrulurken ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git