19 Ekim Perşembe, 2017

Yazarlar: Hilal İnaltekin

Haber Aboneliği
Hilal İnaltekin
1976 yılında İstanbul'da doğdu. İlk ve orta öğretimini İstanbul'da tamamladı. Atatürk Üniversitesi Hemşirelik bölümünden mezun oldu. Evli ve 2 çocuk annesi.

Tüm Yazıları

COĞRAFYA KADERDİR

Hilal İnaltekin Coğrafya genel kültürüm; şu zavallı imkânlarımın elverdiği, ayaklarımın gezip, gözlerimin gördüğüyle sınırlı. Okuduğum herhangi bir bilgiyi,bir süre aklımda tutsam da, coğrafya dersinde öğrendiğim bilgileri çok net hatırlamıyorum. ‘Kızılırmak şuradan doğar, yay gibi kıvrılarak, şu noktada şu nehirle birleşerek işte şurada, şu denize ulaşır’ diye ezberlemeye çalıştığım zamanlarda, içimde bir Feridun Düzağaç ‘Boş Ders’ini mırıldanıyordu herhalde: ”Hangi deniz nereye dökülüyor bana ne Ben içimde boğulurken…” Yeryüzü şekilleri hakkındaki cahilliğimden affınıza sığınarak, coğrafya ile ilgili en hakikatli gerçeği bence İbn-i Haldun dile getiriyor. Ne diyor? ‘Coğrafya kaderdir’ diyor İbn-i Haldun. Mukaddime adlı eserinde; iklimlerin göz rengimizde dahi etkili olduğundan bahsediyor. İklimlerin insanların asabiyetine, mizacına etki ettiği gibi, yaşadığı bölgedeki su kaynaklarının bol olmasının da rahatlığa ve rehavete yol açtığından… Yaşadığın bölgedeki su kaynakları medeniyetine katkı sağlarken, zengin yeraltı kaynaklarının, jeopolitik konumunun da diğer bölgelerde yaşayan insanların iştahlarını kabarttığını ve içlerindeki canavarı ortaya çıkardığını kabul etmek gerekiyor.Yves Lacosteise, yerinde bir tespitle; ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

ASIL MESELE

Hilal İnaltekin Ucu bucağı bilinmezliklerle dolu şu koskoca âlemde, insan doğmak Allah’ın en büyük hediyesidir bizlere. İnsan; dünyanın ve içindeki her şeyin hizmetine sunulduğu, dağlara emanet edilemeyen o ulvi görevi, en iyi şekilde yürütecek tek canlıdır. İnsan şu dünyanın efendisidir. İnsan yaratılmışların en üstünüdür ama belki de kibirlenmemesi için her türlü mahlûkatın ayakları altında ezilen topraktan yaratılmıştır. Üstün hasletler verilmiş, kaybedebileceği konusunda da sürekli uyarılarda bulunulmuştur. Şükür ki ‘insandan insana fark var’ diyor ya Sezai Karakoç aynen öyle. İnsan ki; çeşit çeşit. Huyu, zevki, rengi, iyisi, kötüsü… Kulağının yeri, gözünün sayısı aynı olsa da, bazılarını diğerlerinden ayıran bir şey var. Tüm insanlığa ömrünü vakfetmiş olanlar ve zalimce insanları değil insanlığı katletmiş olanlar… Mesele insan doğmak değil, insan kalmak meselesidir aslında. İnsan olarak doğma konusunda bir etkin yoktu değil mi? Ama insan kalma konusunda tek irade sende azizim. Nasıl mı? Kalbin sadece kan pompalamıyor, aynı zamanda da severek yürek adını alıyorsa, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

8 Mart’a Doğru

Hilal İnaltekin Bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar günü. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi 8 Mart münasebetiyle kadınlarla ilgili bir çok fikrin paylaşılacağı programlar ekranlarda yer alacak. Yine kadın haklarının bahse konu olduğu her platformda feministler de ‘Kambersiz düğün olmaz’ misali, feminizmi ayrıntılarıyla anlatacaklar. Feminizmi her ne kadar kadın-erkek ayrımcılığına karşı çıkarak, cinsiyetler arasında eşitliği savunan bir görüş olarak tanımlasalar da, şunu artık itiraf etmeliler ki; feminizm, artık kadınların yaşamın her alanında egemen olmasını hedefleyen bir görüş haline geldi. Oysa ki; kadının, erkeğin yada çocuğun olmadığı bir evde çarkın dişleri nasıl eksikse, sadece kadının önemsendiği, güçlendirilmeye çalışıldığı bir toplum da çarklarının diş attığı bir sistem haline gelmez mi? Sadece kadını güçlendirmek adına yapılan çalışmalar, farklı toplumları olumlu etkileyebilir. Ancak, tarih boyunca ataerkil yaşamış bir toplumun değerlerini-yapısını, göz önüne almadan yapılan çalışmalar, Türk toplumu için vazgeçilmez olan ailenin DNA’sını değiştirmez mi? Genetiği değiştirilmiş gıdaların soframızda yer almaması için çaba sarf ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Önce Vatan

Hilal İnaltekin ”Vɑtɑnperverlik duygusunu yɑşɑmɑyɑn bir toplum, tɑrihte yok olmɑyɑ mɑhkûmdur” der Gustɑv Le Bon. Vatanını sevmeyen, hizmet etmeyen, ‘önce vatan’ diyemeyen insanların hazin sonunu, bir cümleyle çarpıcı bir şekilde özetler. İyi de, vatan neresidir? Bir toprak parçasının vatanınız olması için, üzerinde doğmanız, büyümeniz veya yaşamanız yeterli midir? Hayır! Bir toprağı size vatan yapan; onun için verdiğiniz mücadeledir, kandır, yaştır, istikbal birliğidir. En çok da ona hissettiğiniz sevgidir. ‘İnsan vatanını neden sever?’ diye sorar kendine Namık Kemal. Ve cevabını da kendi verir: ‘İnsan vatanını sever; çünkü hürriyeti, rahatı, hakkı, vatan sayesinde kaimdir’. İnsan vatanını kendinden çok, şahsi menfaatlerinden daha çok sevmezse, orası, onun için vatan değildir, sadece yaşadığı bir kara parçasıdır. Vatan sevgisi; toptan, tüfekten, mermiden daha fazla vatanı ve milleti muhafaza edecek bir kuvvete sahiptir. Çanakkale Savaşı’nda 257 kiloluk top mermisini sırtında taşıyan Seyit Onbaşı’nın, 93 Harbi’nde Erzurum’a Rus askerlerinin ayak bastığını öğrendiği an, üç aylık bebeğini yalnız bırakıp ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Yolcu ve Hikâye

Hilal İnaltekin Toplu taşıma araçları ile seyahat etmek ucuz ve güvenlidir. Size zaman kazandırır ama en çok da bir hikâye ekler hikâyelerinizin üstüne. İstanbul’da yaşıyorsanız ve toplu taşıma araçlarını kullanıyorsanız, beni en iyi siz anlayacaksınız demektir. Her gün toplu taşıma araçlarını kullanan biri olarak, evimin salonundan daha çok tramvayda, vapurda, otobüste zaman geçiren biriyim desem abartmış olmam. Toplu taşıma araçlarında tek beklentim; ayakta kalmadan oturarak yolculuk yapabilmek. Tek beklentim desem de anlayın artık, ilk beklentim demeliyim. Evet ilk beklentim oturarak yolculuk yapabilmek ve diğer beklentim; yanımda oturan yolcunun sessiz sakin, telefonla konuşmayan bir yolcu olması. ‘İsteyen telefonuyla konuşur kardeşim, sana ne?’ dediğinizi duyar gibiyim. Tamam, kabul ediyorum karışamam, isteyen telefonuyla konuşur, ama hiç olmazsa yanımdaki yolcu telefonu iletişim aracı olarak kullanan biri olsun. Üç beş cümle ile derdini anlatsın, ne bileyim adres sorsun falan filan işte. Öyle dün akşamdan başlayıp, attığı her adımı tek tek anlatan biri olmasın. Ya da ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Mutluluk

 Hilal İnaltekin  Nazım Hikmet ”Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? İşin kolayına kaçmadan ama” derken, Abidin Dino mutluluğu tek bir kare resme sığdıramayacağını anlamış olmalı ki; özlemlerinin, hayallerinin raks ettiği bir şiir yazarak ”Yapardım mutluluğun resmini, buna da ne tuval yeterdi; ne boya… ” dizeleriyle karşılık vermişti. Hayallerinin gerçekleşmesinin mutluluk olarak tanımlamıştı bir bakıma. Şimdi, sorsam size; ‘mutluluk nedir?’ diye, nasıl tanımlardınız mutluluğu? Bir ressamsanız eğer, nasıl bir resim çizerdiniz tuval üzerine? Boynunda fotoğraf makinasıyla gezen bir fotoğrafçı iseniz, nasıl bir manzarada deklanşöre basma refleksiniz uyanırdı? Mutluluğun hikayesini nasıl yazardınız, usta bir kalem olarak? Sözlükte; ”Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, saadet, bahtiyarlık” olarak tanımlanıyor. Nedir mutluluk sahi?. Ne olur da mutlu olur insan?. Bence; sağlıklıysan mutlusundur, borcun yoksa sağa sola mutluluğun tahtındasındır. Kimseye muhtaç olmamak için çabalıyorsan, üstelik de bu çabalarının karşılığını alıyorsan, hastalandığında arayan soran varsa telefonun ucunda, hele de nane-limon kaynatan varsa mutfakta, en mutlu insan ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Bir Ademoğlu ve Havvakızı Hikayesi

Hilal İnaltekin Ve Allah önce Adem (a.s.)’ı, daha sonra ondan Hz. Havva (a.s.)’ı bir tek nefisten yarattı,  sükunet bulsunlar diye biribirlerine eş kıldı. Birbirlerini tamamlamalarını istedi. Ademoğlu ve Havvakızı sevdi birbirini. Görücüler, usulünce, nazlı kız evinin kapısını çaldı. Özenle seçilmiş, çiçekler, envai çeşit çikolatalar şık gümüşlüklere dizildi. En nazik ses tonundan sohbete başlandı. Ademoğlu’nun ne işle meşgul olduğundan tutun da, ne kadar prim aldığına, nerede ev tutacaklarına kadar soruşturan aileleler gençlere evlenmeye hazır olup olmadıklarını, fikirlerinin uyuşup uyuşmadıklarını, evlilikten beklentilerinin gerçeklik derecesini  sormadılar bile. Kahveler köpük köpük taşarken cezvelerde, gelindi sadede: Ve Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle, prenses kızımız, cengaver oğlumuza istendi. Kızımız ki; yaşı çok küçük, üniversiteyi yeni bitirdi, kariyer yapmaya başladı. Eee tabi okumuş kız, anlamıyor öyle ev işlerinden, yemek yapmayı bilmiyor ama öğrenir. Hem bu çocuklar (!) okumuşlar, delikanlı oğlumuz da anlayış gösterecektir. Nedir ki, evlilik dedikleri; birbirlerini sevsinler evlilikleri de pek ala yürüyecektir. ”Hem evliliğin temelleri ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Affan Dede’ye para saysam

Hilal İnaltekin ”Affan dedeye para saydım, Sattı bana çocukluğumu, Artık ne yaşım var ne de adım; Bilmiyorum kim olduğumu.” Ne çok severdim bu şiiri. Düşlerimden renk renk resimler geçerdi. En az şiirdeki topaç çeviren çocuk kadar mutlu ederdi, bu şiiri ablamdan dinlemek. Hatırlamıyorum, topaç mıydı cezbeden beni, yoksa bitmeyen bir horoz şekeri miydi, ne bileyim. Her dinlediğimde gözlerim açık görürdüm çember çeviren çocuğu… Şiiri unuturdum, tekrar tekrar isterdim, ”bir kere daha okusana” derdim. ”Neyi” derdi ablam, ”Affan dedeyi ”. Aşağı Affan dede, yukarı Affan dede derken, Cahit Sıtkı Tarancı’nın ”Çocukluk” şiirine biz de kendimizce bir isim vermiştik: ”Affan Dede”. Kaç kere sabırla okudu, inanın bilmiyorum, ama  ezberlediğimde ablamın, benden daha mutlu olduğunu tahmin edebiliyorum. Çocuk yaşta bu şiire hayranlığımın sebebi olan topaç ve horoz şekeri artık cazip gelmese de, şimdi de Affan dededen çocukluğumu satın alma fikri bir türlü yakamı bırakmıyor. Yine sık sık okuyorum şiiri, sanki bir dizesinde gizli bir kapı ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

MUTLULUK VE KAR

Yazar: Hilal İnaltekin Kar yağıyor, lapa lapa… Tane tane ellerime, kirpiklerime düşüyor usulca. Gelin gibi yollar, arabalar, beyazı giyinmiş üzerine. Dallar ince bir şal gibi dolamış beyazı boynuna, kollarına… Üşüyen minik kumrular dallarda, yanyana. Kar yağdığında, sadece kendi duyabildiğim bir senfoni dinlerim yeryüzünde. Rüzgarın melodisinden tutun da, ağaç dallarının  bile notası değişir sanki… Ben bilirim o türküyü, bam telini titreten… Gözünü ilk açtığında, araladığın perde ardından gördüğün beyaz manzara mutlu eder mi sizi de, benim gibi? Sizin de kar yağdığında, yüreğiniz ısınır mı? Yağmur ve çamura rağmen, gökyüzünden gelen beyaz müjde için, siz de bir mevsimi sevebilir misiniz bu kadar? Hakikaten, ellerimi, donduran kar, nasıl olur da içimi bu kadar ısıtır, nasıl bakışlarıma renk katar, beyazdan başka rengi olmayan kar? Kar yağınca; severim yollarda yürümeyi, sanki ayak izim yıllar sonrasına ulaşacak gibi hissederim, ayak değmemiş her yere bastığımda. Bir atkım, bir de eldivenim varsa ne ala, şanslı bulurum kendimi. Gezerim ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Sevgililer Sevgilisi

                                                                                                                                                                      Yazar: Hilal İnaltekin Boyun; ne uzun, ne de kısa idi. Saçların ise ne düz, ne kıvırcık… Konuşurken tane tane konuşurdun. Gereksiz yere konuşmazdın. Halden anlardın. Komşularınla iyi geçinir, çocukları sever, kadınlara değer verirdin. Merhametsiz ellerin gömdüğü kız çocuklarını, mübarek başının üstünde taşırdın. Zariftin; kuşu ölen küçük çocuğun acısını paylaşacak kadar. Vefalıydın; son günlerinde, hırkanı çıkarıp  “Bunu Üveys-i Karni’ye verin!” diyecek kadar. Öksüzdün, yetimdin… Şefkatliydin; bayram günü ağlayan küçük ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git