28 Nisan Cuma, 2017
Duyurular

Yazarlar: Ayşei Yasemin Yüksel

Haber Aboneliği
Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) Ankara’da doğdu, büyüdü. Kendini bildi bileli okur da yazar da çizer de. Üniversite mezunu. Havacılık sektöründe çalışıyor. İlk çalışmaları gazetelerde yayınlandıktan sonra yazmaya biraz ara verdi. Sektör dergisindeki yazılarının ardından kendi bloğuna, www.acemidemirci.blogspot.com’a sahip oldu. İte kaka, yakınlarının zorlamasıyla yarışlara katıldı. Acemi Demirci rumuzuyla girdiği ilk yarışında ilk derecesini kazandı. Sanatalemi tarafından açılan ”Beş Dalda Edebiyat Yarışı”nda Deneme dalında birinci olurken Anı dalında mansiyon aldı. İki kez de bloğuyla birincilik ödülü kazandı. Konu kısıtlaması olmaksızın her şeyi yazar. Bunu en iyi kendi bloğundaki “Hakkımda” köşesinde anlatmaktadır. Peri Bacaları diyarı şehirlerinden biri olan Aksaray öykülerinden çalışan kadına, metropol sorunlarından köy hayatına dek. Halen Kadın Haberleri adlı internet gazetesinde yazmaktadır. Doğa ve doğallık vazgeçilmezi. Sanat, sanat tarihi, arkeoloji, tarım, bitkiler, ağaçlar, kuşlar ilgilendiği onca şeyden birkaçı. İçerde ya da dışarda gezmek, kendisi için sadece değişik bir yer görmek değil aynı zamanda başka kültürleri tanıyıp çoğunu kendi bloğunda paylaştığı mimari ve doğa ağırlıklı sayısız fotoğraf da çekmektir. Evli.

Tüm Yazıları

Karanlığın sonu şafaktır

En zor yolculuk, en beklenen yolcu mutluluk galiba. Mutluluk yelkenlisi nasıl bir seyirdedir akıl ermez. Kayıkçıyı da  dinlemez zaten mutluluğun dümeni. Yekesi, kimseyi karıştırmaz kendi işine. Bazen dümen uysal olur, kırılan yönde ilerler. Yine de yolu belirleyici olan denizin şartlarıdır. Deniz dalgalı mı, kıpırtılı mı, kasırgalı mı her nasılsa öylesi zorlukla varılacaktır limana. Ya gemi su alsa da, dümeni söz dinlemese de her engel aşılacak ya da hiç mücadele etmeden hafifinden bir rüzgâra bile boyun eğilip rotadan cayılacaktır. Başıboş gemiler önünde sonunda hırçın dalgalarla karşılaşacak, dalgalarca dövülecektir.  Sandalından gemisine su alınca yüzemez; boğulurlar. Açıkların ilkesi budur. Mutluluğu bekleriz de beklediğimiz ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ah, bu sanal alem; alem mi alem!

Ayşei Yasemin YÜKSEL Metropolün tıklım tıklım araba ile dolu çekilmez; ama mecburen katlanılır trafiğinin aktığı anayollarda tam yanınızdan geçen, ışıkta bekleyen arabaların sürücülerine bir göz atın. Pek çoğunun gözü ışıklarda ya da yolda değil, değil mi? Ucunda can gerçeği olan böyle bir olguda bile gözler olması gereken yere değil de tek bir yere takılıyorsa eğer… Cep telefonlarına… O zaman hiçbir mikroskobun göremediği; ama varlığını hepimizin bildiği bir virüsün esaretine girmişiz demektir. İstesek de istemesek de artık kaçışın, tedavisinin, kurtuluşun olmadığı ve giderek daha da semirip gürbüzleşeceği besbelli bu virüsün adı, sanal ortam. Adı üzerinde, sanal. Gerçeklik yok da, bir bakıma ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Gözün Yetmediği Ufuklar

Ayşei Yasemin YÜKSEL Gözardı etsek de dünyanın  acı katkılı  gerçeklerinden biri de her çocuğun ileride çocukluğunu hatırlayabilecek yaşlara erişemeyecek olması. Anımsamak, belli bir yaşanmışlığa sahip olmak anlamlı. Anı demek, yol almışlık demek o halde. Anıların kâh yolun tozu altında görünmez kâh zirvelere erişip her an göz önünde olduğu bir seyir demek. Zorlu, çetin ya da alelusul. Hatırlananlar sonuna nokta gelmiş cümleler gibidir. Arkası yoktur. Tıpkı çocukluk, öğrencilik, gençlik gibi. Hatırlanacaklar da cümlelerdeki virgülden sonrasına benzer. Tümce virgüle kadar gelmiştir ve gerisi henüz yazılmamıştır.  Çocukluğu hatırlamak çoğu kez anlatmalara doyulamayan yaşanmışlıkken gelecek ufuklara bakmaktan  köşe bucak kaçıyoruz. Şimdiki çocuklar ileride ağaçtan ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Sudaki Akis

Ayşei Yasemin YÜKSEL Bilmek ne kadar yeterlidir? Evet, sınava girerken yelkeni olabildiğince dolduran rüzgâr gibidir bilgi. Ama her bilmeklik, yelkeni dolduran yel olamaz. Eğer bilgi esmeyen rüzgârsa. Kitaplardan çalınmış bilgiler, en sorunsuz olanlar. Tarihiyle, yeriyle bilinirler. Kaynakçası tüm verileriyle bir bir sıralanabilir. Bilmek, her konuda kendimizden başlamalı. Soyutundan somutuna. Diyelim ki bizim bilim insanlarımızca asırlar önce herkesten önce söylenmiş bilimsel gerçekleri onlardan yüzyıllar sonra söyleyenlerin bulduklarını sanırız. Yer çekimi kanununu, dünyanın döndüğünü biliriz, bu bilgiler kesinkes de doğrudur; ama eğrilik bu bilgilerin en önce ananlarca değil de çok sonra ananlarca bulunmuş  sanılmasındadır. O zaman bilmek, mesela bir doğa kanununu bilmek ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Çöl Kumuyla Yazılmış Sözcük

Ayşei Yasemin YÜKSEL İnsanları yakıp kavuran duygulardan biri de  özlem olmalı. Özlem çeşit çeşit. İnsana, doğaya, sılaya, eskilere… Sıla özlemi öyle bir özlem ki baş edilemediğinde hastalık olur. İsmi de “ev özlemi”. Bu nasıl bir hastalıkmış, neymiş dedirtmeye gerek duymaz. Adı, hastalığı da hastanın derdini de tanımlamaktadır zaten. Dert, sılaya; yani eve; yani memlekete özlem. İngilizcesi “homesickness” sözcüğünü yeğleyenler de var! Oysa hangi sözcük sıla özleminden daha öte tanımlayabilir bu özlemi… Bir kız çocuğunun alınmasını hep istediği oyuncakçı dükkânındaki bebekten, haylaz bir oğlanın gözünün olduğu damperli kamyondan, kaykaydan başlar çocuklukta özlem. Hayatın her  yaşında hep bir şeylere özlem var aslında, ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Memleket mi? Hangisinden başlasam?

Ayşei Yasemin YÜKSEL  Memleket, insanın kökü. Damak tadından, şivesine, lehçesine  hatta dış görüntümüze belirleyicisi. Memleket, hele de uzakta olunca bağrı yakan yanık türkü. Şiir ki en güzeli “Memleket isterim” diye başlar. Sacın altında yanan çalı çırpının köyümüze gelindiğini haber veren isli kokusu. Bulvarlar, asfaltlar bittikten sonraki tozlu yol. Buruna çalan bildik yemek kokuları. Selam sabah. Hal hatır. Yolda kimi görsen ya dayıoğlu ya teyzekızı; ya hısım ya akraba. Komşuda pişen yemekten bir tas da koktu diye yan evlere ikram. Memleket, ana kucağı. Memleket, henüz beton altında kalmamış değerler. Meralar yok olsa da kırın çayırın ayakta kalabilmeye çalıştığı, horoz sesinden kaz ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Gidenlerin Ardından… Ördek Yavruları Gibi

Ayşei Yasemin YÜKSEL Ördek yavruları, hareket eden her sarı şeyi anneleri sanıp peşlerine düşerlermiş. Palazlanınca suya kapılıp yüzecek yavrular, paytak paytak kapılıp giderlermiş sarının peşine. An olur, insanlar da ördek yavrusunca takılı kalır bir şeyin peşinde. Hayatın dümen suyunda savrulurken akıntılara kapılmak da var. Çıkmazlara sürüklenmek. Daire gibi dolanıp  durmak var bir döngüde. Uzun bir süredir orada burada hep aynı konuyu okuyorum. Belli ki o sapsarı konunun  peşine takılmış gidenler var. Kalemleri belki aynı; ama  adlar farklı, takma. Ya da apayrı insanlar nasıl olduysa tıpatıp aynı acıklı öyküyü yaşamış. Akla bir film geliyor o zaman. Love Story. Okuduklarımın mürekkebi, kabuk ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Doğum Günlerinde Üflenen Mumlarla Sönmeyen Çocukluk

Ayşei Yasemin YÜKSEL Sanmayın çocukluk, üç beş yılda kilitli. Çocukluğun kapısı hiç kilitli olmadı ki. Yalnızca görmezden gelinen içteki çocuk kilitli sanıldı, o kadar. Aslında herkes çocuk biraz. Bakmayın diplomalara, kartvizitlerde yazanlara, boya posa, ağarsa da ağarmasa da saça başa. Herkesin saklısında bir çocuk yaşar içten içe. Büyüklerin çocukluğu, çocuklarınkinden zor. Zahmetli. Aynadaki yetişkinle içteki yaramazın kavgası, kendiyle kavgaya dönüşmüş halde  üstelik. Kavganın hakemi yok, ayıranı yok, çözümü de yok. İçindeki çocukla kavga, koskoca insanları karmakarışık eder. Yenen de, yenilen de aynı kişidir sonuçta. Sonuç kördüğüm olmasın da ne olsun! Çocuklar, soru sorandır, sorgulayandır, “Bu ne;  Niye; Neden” diye. Büyüklerin ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Efsaneden mitolojiye Satürn, halkaları ve öyküsü

Ayşei Yasemin YÜKSEL Bir şey, sadece o şey olmuyor kimileyin. Ona yüklenen bir anlamla özdeşleşebiliyor. Çiçeğinden, motifinden takımyıldızına, taşından boncuğuna… Öyle ki bakıştan ses tonuna anlam yüklü. Açık açık. Bir de anlamları kapalı olanlar var. Diyelim ki bir konuda simge olmuş bir şeyin adı geçince anlattığı kavramı değil çağrıştırdığı şeyi düşünürüz. Yani nazar boncuğu gördüğünüzde bir boncuk gördüğünüzü düşünmezsiniz. O an sizde uyanan algı, nazara karşı korunma hissidir. Diyeceğim anlamlar sadece kendisini anlatan kavramlara sığamıyor kimileyin. Ya da sadece bir sözcükten oluşmuyor. Bir şey, kavramın simgesi haline gelebiliyor. Uğur böceği görenler, böcek gördüğünü düşünmez çoklukla. En basitinden kalp görseli. Biri ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Kayık Küreklerinin Ufuklara Diklenişi

Ayşei Yasemin YÜKSEL Eğmekle kalmayıp büktüğümüz; bükmekle de kalmayıp kırdığımız sonra ulaya ulaya pekiştirdiğimizi sanırken ne renkti, yufka mıydı pek miydi belli olmayan kırk yama işi bir kumaşı; dikiş tutturamamış uğraşları andıran kavram, eğitim. Eğitimini almış olalım olmayalım bir şey üzerine konuşmaktan ele almaya onun iyi bilindiği anlamına geliyorsa eğer, eğitimin ne olduğunu biliyor muyuz o halde? Ötesini berisini gayet iyi bildiğimizden mi eğitim konusunda herkesin kendince bir tanımı hatta görüşü var? Ona buna göre değişmeyecek, eğitim her ne ise onu gerçekten anlatacak tanım nedir? Kaç kişi yapabilir o tanımı? Eğitim, yaş ağaçları istenilen konularda biçimlendirmekse eğer, olmazsa olmazlarla mı ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git