24 Haziran Cumartesi, 2017
Duyurular

Yazarlar: Ayşei Yasemin Yüksel

Haber Aboneliği
Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) Ankara’da doğdu, büyüdü. Kendini bildi bileli okur da yazar da çizer de. Üniversite mezunu. Havacılık sektöründe çalışıyor. İlk çalışmaları gazetelerde yayınlandıktan sonra yazmaya biraz ara verdi. Sektör dergisindeki yazılarının ardından kendi bloğuna, www.acemidemirci.blogspot.com’a sahip oldu. İte kaka, yakınlarının zorlamasıyla yarışlara katıldı. Acemi Demirci rumuzuyla girdiği ilk yarışında ilk derecesini kazandı. Sanatalemi tarafından açılan ”Beş Dalda Edebiyat Yarışı”nda Deneme dalında birinci olurken Anı dalında mansiyon aldı. İki kez de bloğuyla birincilik ödülü kazandı. Konu kısıtlaması olmaksızın her şeyi yazar. Bunu en iyi kendi bloğundaki “Hakkımda” köşesinde anlatmaktadır. Peri Bacaları diyarı şehirlerinden biri olan Aksaray öykülerinden çalışan kadına, metropol sorunlarından köy hayatına dek. Halen Kadın Haberleri adlı internet gazetesinde yazmaktadır. Doğa ve doğallık vazgeçilmezi. Sanat, sanat tarihi, arkeoloji, tarım, bitkiler, ağaçlar, kuşlar ilgilendiği onca şeyden birkaçı. İçerde ya da dışarda gezmek, kendisi için sadece değişik bir yer görmek değil aynı zamanda başka kültürleri tanıyıp çoğunu kendi bloğunda paylaştığı mimari ve doğa ağırlıklı sayısız fotoğraf da çekmektir. Evli.

Tüm Yazıları

Fıstıklı Baklava

Masasındaki küreye bakıp henüz görmediği Avrupa ülkelerinden birine yapacakları geziyi düşünüyordu. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ağaç Budağından Ufuklar Görülemez

Belki de o yüzden kuşları bunca sevmem. Her şeyi kuş bakışı görebiliyorlar. Dar açıdan, tüm açılardan… At gözlüğü kıskacından değil de. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Eğitim Adına Eğitimsizlik; Mezuniyet Çılgınlığı

Sena, oğlunun sınıf arkadaşlarının anneleriyle vatsap sayesinde haberleşirdi. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Roman kaçkınları; çocukluğun öcüleri yani!

/ Ayşei Yasemin YÜKSEL / Belki de öcüler çocukluğun karanlık koridorlarında kalmadı. Belki de biz büyürken peşimiz sıra takip ettiler adımlarımızı. Öcü değil cici belleniyorlar şimdilerde belki de… Bir düşünsek, roman kahramanları bugünün kılık kıyafeti içinde yanı başımızda, ete kemiğe bürünmüş halde karşımızda olsaydı! Onların gerilim romanlarından ya da korku  filmlerinden kaçıp günlük hayatın içine sızmış olduklarını anlayabilir miydik? Roman yahut filmlerde anlamak kolaydır, çünkü altı çizilerek yazılırlar, seyredilirler. Oysa hayatta alt yazı bile yok. Şöyle tepeden bakıp her şeyi olduğunca görebilmek de yok. Hayat, sadece koşturmaca bellediğimiz  oyundan ibaretken  kimimiz filmlerin, romanların kahramanlarını kendilerine hayran bırakacak beceride bu oyunda. ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Kırlangıç Varyetesi Altında; Tiriliçe Tadında Akçay

Kırmızı boyunlu kırlangıç, kah çatılara kah griden maviye dönmekte tereddütlü soğuk Akçay denizine doğru ok gibi süzülürken göğün, suyun, daracık boşlukların keyfini çıkaran gözü pek dalgıçları andırır. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Çalar saatlerin yetmediği güdük hayatlar

Çalar saatler görevini yapmıyor. Görevi uyandırmak. Evet, göz açtırıyor da uyandırmıyor. Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Karanlığın sonu şafaktır

En zor yolculuk, en beklenen yolcu mutluluk galiba. Mutluluk yelkenlisi nasıl bir seyirdedir akıl ermez. Kayıkçıyı da  dinlemez zaten mutluluğun dümeni. Yekesi, kimseyi karıştırmaz kendi işine. Bazen dümen uysal olur, kırılan yönde ilerler. Yine de yolu belirleyici olan denizin şartlarıdır. Deniz dalgalı mı, kıpırtılı mı, kasırgalı mı her nasılsa öylesi zorlukla varılacaktır limana. Ya gemi su alsa da, dümeni söz dinlemese de her engel aşılacak ya da hiç mücadele etmeden hafifinden bir rüzgâra bile boyun eğilip rotadan cayılacaktır. Başıboş gemiler önünde sonunda hırçın dalgalarla karşılaşacak, dalgalarca dövülecektir.  Sandalından gemisine su alınca yüzemez; boğulurlar. Açıkların ilkesi budur. Mutluluğu bekleriz de beklediğimiz ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Ah, bu sanal alem; alem mi alem!

Ayşei Yasemin YÜKSEL Metropolün tıklım tıklım araba ile dolu çekilmez; ama mecburen katlanılır trafiğinin aktığı anayollarda tam yanınızdan geçen, ışıkta bekleyen arabaların sürücülerine bir göz atın. Pek çoğunun gözü ışıklarda ya da yolda değil, değil mi? Ucunda can gerçeği olan böyle bir olguda bile gözler olması gereken yere değil de tek bir yere takılıyorsa eğer… Cep telefonlarına… O zaman hiçbir mikroskobun göremediği; ama varlığını hepimizin bildiği bir virüsün esaretine girmişiz demektir. İstesek de istemesek de artık kaçışın, tedavisinin, kurtuluşun olmadığı ve giderek daha da semirip gürbüzleşeceği besbelli bu virüsün adı, sanal ortam. Adı üzerinde, sanal. Gerçeklik yok da, bir bakıma ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Gözün Yetmediği Ufuklar

Ayşei Yasemin YÜKSEL Gözardı etsek de dünyanın  acı katkılı  gerçeklerinden biri de her çocuğun ileride çocukluğunu hatırlayabilecek yaşlara erişemeyecek olması. Anımsamak, belli bir yaşanmışlığa sahip olmak anlamlı. Anı demek, yol almışlık demek o halde. Anıların kâh yolun tozu altında görünmez kâh zirvelere erişip her an göz önünde olduğu bir seyir demek. Zorlu, çetin ya da alelusul. Hatırlananlar sonuna nokta gelmiş cümleler gibidir. Arkası yoktur. Tıpkı çocukluk, öğrencilik, gençlik gibi. Hatırlanacaklar da cümlelerdeki virgülden sonrasına benzer. Tümce virgüle kadar gelmiştir ve gerisi henüz yazılmamıştır.  Çocukluğu hatırlamak çoğu kez anlatmalara doyulamayan yaşanmışlıkken gelecek ufuklara bakmaktan  köşe bucak kaçıyoruz. Şimdiki çocuklar ileride ağaçtan ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş

Sudaki Akis

Ayşei Yasemin YÜKSEL Bilmek ne kadar yeterlidir? Evet, sınava girerken yelkeni olabildiğince dolduran rüzgâr gibidir bilgi. Ama her bilmeklik, yelkeni dolduran yel olamaz. Eğer bilgi esmeyen rüzgârsa. Kitaplardan çalınmış bilgiler, en sorunsuz olanlar. Tarihiyle, yeriyle bilinirler. Kaynakçası tüm verileriyle bir bir sıralanabilir. Bilmek, her konuda kendimizden başlamalı. Soyutundan somutuna. Diyelim ki bizim bilim insanlarımızca asırlar önce herkesten önce söylenmiş bilimsel gerçekleri onlardan yüzyıllar sonra söyleyenlerin bulduklarını sanırız. Yer çekimi kanununu, dünyanın döndüğünü biliriz, bu bilgiler kesinkes de doğrudur; ama eğrilik bu bilgilerin en önce ananlarca değil de çok sonra ananlarca bulunmuş  sanılmasındadır. O zaman bilmek, mesela bir doğa kanununu bilmek ... Devamını Oku »

  • Facebookta paylaş
Yukarı Git