20 Ağustos Pazar, 2017
Ah, bu sanal alem; alem mi alem!

Ah, bu sanal alem; alem mi alem!

Ayşei Yasemin YÜKSEL

Metropolün tıklım tıklım araba ile dolu çekilmez; ama mecburen katlanılır trafiğinin aktığı anayollarda tam yanınızdan geçen, ışıkta bekleyen arabaların sürücülerine bir göz atın. Pek çoğunun gözü ışıklarda ya da yolda değil, değil mi?

Ucunda can gerçeği olan böyle bir olguda bile gözler olması gereken yere değil de tek bir yere takılıyorsa eğer… Cep telefonlarına… O zaman hiçbir mikroskobun göremediği; ama varlığını hepimizin bildiği bir virüsün esaretine girmişiz demektir. İstesek de istemesek de artık kaçışın, tedavisinin, kurtuluşun olmadığı ve giderek daha da semirip gürbüzleşeceği besbelli bu virüsün adı, sanal ortam.

Adı üzerinde, sanal. Gerçeklik yok da, bir bakıma var da. Sandığınız gibi de;  sanmaktan kaçındığınız gibi de. Sanal manal; ama öyle bir masal ki gece yatmadan önce dinlenenlerden değil tek. Sabah saatin alarmı çalınca gözler ilk bu adı var ama somut olarak ortada olmayan virüs okunun gösterdiği tablette, ekranda.

Kolaylığa açılan kapıları da var bu alemin çetrefilli konulara, içinde çıkılmaz uydurmacalara açılanları da var. Bu alemde cankurtaran olmadığından sular tekin değil. Girdapları da yapay tabii. Hiçbir ispatın, tutarlılığın olmadığı konular, sanki gözle görülmüş, kulaklarla duymuş gibi yalan yanlış, haksız, karalayıcı abuk sabuk şeylerken gerçekmiş gibi algılanabiliyor.  Böyle algılatan ellerin zaten karalamaya yatkın, kapkara kömür gibi düşünceleriyle.

Sanal alemin açıldığı güzellikler de var tabii.  Bir çırpıda birçok tanıdığa, eşe dosta, akrabaya, arkadaşa, yakınlara ulaşabilmek  diyelim ki. Duvarınıza yazacağınız birkaç satır ile. Tüm zorluk bu. Ne kolaylık böylesi bir erişim!

Oysa bir konudan haberdar etmek istediklerinizi tek tek aramaya kalksaydınız, belki bir gününüzü alacaktı. Çok vakit harcayacaktınız. Kimisini bulamayacaktınız, dönüp dönüp arayacaktınız. Bezecektiniz, yorulacaktınız. Oysa bir iki satırla bir konunun üstesinden hemencecik geliverirsiniz sanal ortamda.

Bilgiye erişim mesela. Uzayından suyun derinlerine, yer altındaki madenlerden zenginliklere, yer üstündeki bitki, canlı türlerine ne arasanız kütüphane kütüphane gezmeden, kaç cildin  tozlarını yutmadan bir tık ile  erişebilirsiniz. İlkokul arkadaşınızdan eski mahalledeki çocukluk arkadaşınıza bulmak isteyince soyut sanal alem  somuta dönüverir. Bir isim yazmakla aradığınız size sunulur. Yormaz sizi. Kendi de yorulmaz.

Kırk tilkinin kuyruğunu birbirine değdirmeden dolandığı kimi kafalarda bir şey, başka amaçlara dönüşebilir. Amacından sapmış her şey artık karşı şey olmuştur; iyilik ve güzellik amaçlı başlamış olsa da. İyiliğin, güzelliğin, doğruluğun karşı şeyi, çirkinlik, kötülük, eğriliktir. Yalan dolandır. Olduğundan başka görünme ikiyüzlülüğüdür. Karalamaya kadar varabilecek.

İyi niyetlisinden art niyetlisine, iyimserinden karamsarına, gözünün üstünde kaşın var diyeninden ortada bir şey yokken ortaya laf üretenine, kendi uydurduğu yalana sonunda kendi de inanıp “hadi kanıtla” dendiğinde kem küm edeceklere çeşit çeşit mayadan bizler, sanal alemde de neysek oyuz; kendimiz ya da başkasıymış gibi görünürken. Mayalanmışlık, o mayanın özünce olmaktır malum. Ekşiyse maya, ekmeğin hamuru ekşidir. Başka tat beklenemez ondan. İşte sanal alem her tadın sofrası; ekşisiyle, acısıyla, tuzlusuyla. Çeşni. O sofrada acı sevmeyen de tadıyor acıdan, şekerden, tuzdan kaçınanlar da an oluyor kaşık kaşık bunları yiyebiliyor. Nasıl mı?

Bir kek düşünün. İçindeki malzemeler ayrı ayrı. Yumurta başka bir şey; un, tahıl türevi; yoğurt apayrı; şeker öyle, yağ da. İçine katılan üzümünden cevizine, havucuna, çikolatasına, portakal ya da limon kabuğuna hepsi apayrı. Ama devreye bir çırpıcı girmeye görsün, bir karıştırıversin ortalığı hele. Ne yumurtayı seçebilirsiniz o birbirine karışmış harçta ne şeker tanesini ne de yoğurdu. Karmakarışık bir hale dönüşüp kek adını almışlardır. Hepsi apayrı tattayken bir arada  bambaşka tek bir tada bürünmüşlerdir. Sanal alem böyle işte. Apayrı ve bambaşkaların teke dönüşmesi. Ancak o tekin içindekiler her zaman kek tadı veren şeyler olmayabilir. Acısından zehrine katılmış olabilir harca.

Sanal alemin bazı şeylerde ipucu olarak görülmesi var ki kimileyin haksız da çıkmıyorlar. Bu hafiyecilik oyunu daha çok çokça dedikodulu magazin işinde. Yazacak bir şeyler için  veri aramacada. Veriyi belli kişilerin sosyal medya hesaplarını izleyerek topluyorlar.

Sosyal medya hesaplarına pencere açabilen  bilgisayarların başındayken o hesaplara konuk olmak için kapısını çalabilirsiniz, açık pencereden içeri dalabilirsiniz ya da kapıdan kovulsanız da bacadan girmeyi deneyebilirsiniz. Bu konuların derinlerine dalmışların zıpkınlarının ucunda mutlaka bir av vardır.

Kapılı, bacalı, pencereli ya da değil böylesi akıntılara, böyle şeylerden çok uzak insanlar da kapılabiliyorlar. Diyelim ki arkadaşlarımız var sanal ortamda. Arkadaşınızın da arkadaşları olacak. Kimi tanıdık, kimi değil. Tanışmış olun olmayın kapınızı çaldıklarında bir kez olsun yüz yüze gelmediğimiz, kahve içerek karşılıklı sohbet etmediğimiz, belki görsek profil resminin tıpatıp aynısı olmadığından tanımayıp yanından geçeceğimiz sanal arkadaşlarımız olacak artık bir de. Ve sanal ortam arkadaşlıklarındaki gereklilik, tanışıyor olmak değildir. Nedir  o zaman?

Diyelim ki kırk yama, atçılık gibi şeylere düşkünsünüz. Bu konulara yönelik grupları bulacaksınız haliyle. O zaman o gruptakilerin arkadaş listesinde olacaksınız. Bu sayede paylaşımları görüp paylaşımda bulunacak ve o konuda gelişeceksiniz. Sanal tanışıklık budur. Sanal tanışıklık demek, sesini duysanız  o kişiye ait olduğunu bilmeyeceğiniz, ayak sesini duysanız bir yabancının diye kulak kabartmayacağınız, karşılaşsanız belki yüzü tanıdık bile gelmeyecek  arkadaşlıklar demek aslında. Bunu herkes bilir. Tekini bile tanımazsınız.

Gazeteler internetten tanıştığı kişilerle buluşunca başına neler neler gelmişlerin haberlerini yapar. Bazen de mutlu olaylar doğar sanal ortamdan. Yine de  değil mum, kibrit ışığı bile olmadan karanlıkta samanlıkta iğne aramaya koyulan aklı evveller çıkabilecektir olur olmaz şeyler öne sürebilecek. Yakıştırmalardan karalamacaya, göklere çıkarmaktan yerin dibine vurmaya fütursuzca cesaret edebilenler olacaktır…

Rast geldiğimiz mutlaka olmuştur abuk sabuk insanlara, onların arkadaşlık taleplerine. Sanmam ki sanal alem eşiğinden atlandıktan sonra böyle bir an gelmemiş olsun…  Ayy, bu alem…

Dedikoduculardan acil kan aranıyor duyurusu yapacak duyarlılıktakilere…  Hafiyecilik oyununa merak sarıp da varsayımlar arasında gezinenlere… Sahte hesap sahipleri ya da hesap hırsızlarına… Birbirini bu ortam sayesinde bulmuş çocukluk, gençlik, mahalle, okul arkadaşlarına… Bu sofraya bal, maydanoz, turşu suyu, zehir,  gülümseme, karalayan el, uzanan el, ağı, doğrucu, yalancı, işgüzar, işi gücü olmadığından sırf başkalarını gözetlemek için bulunanlara…  Önce kendine bakmayıp da kendi hallerini görmeyecek kadar aynalardan uzak olanlara kadar şu sanal alem yok mu… Alem mi alem!

|| Ayşei Yasemin Yüksel kimdir?

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci) Ankara’da doğdu, büyüdü. Kendini bildi bileli okur da yazar da çizer de. Üniversite mezunu. Havacılık sektöründe çalışıyor. İlk çalışmaları gazetelerde yayınlandıktan sonra yazmaya biraz ara verdi. Sektör dergisindeki yazılarının ardından kendi bloğuna, www.acemidemirci.blogspot.com’a sahip oldu. İte kaka, yakınlarının zorlamasıyla yarışlara katıldı. Acemi Demirci rumuzuyla girdiği ilk yarışında ilk derecesini kazandı. Sanatalemi tarafından açılan ”Beş Dalda Edebiyat Yarışı”nda Deneme dalında birinci olurken Anı dalında mansiyon aldı. İki kez de bloğuyla birincilik ödülü kazandı. Konu kısıtlaması olmaksızın her şeyi yazar. Bunu en iyi kendi bloğundaki “Hakkımda” köşesinde anlatmaktadır. Peri Bacaları diyarı şehirlerinden biri olan Aksaray öykülerinden çalışan kadına, metropol sorunlarından köy hayatına dek. Halen Kadın Haberleri adlı internet gazetesinde yazmaktadır. Doğa ve doğallık vazgeçilmezi. Sanat, sanat tarihi, arkeoloji, tarım, bitkiler, ağaçlar, kuşlar ilgilendiği onca şeyden birkaçı. İçerde ya da dışarda gezmek, kendisi için sadece değişik bir yer görmek değil aynı zamanda başka kültürleri tanıyıp çoğunu kendi bloğunda paylaştığı mimari ve doğa ağırlıklı sayısız fotoğraf da çekmektir. Evli.

Yorum yaz

Yukarı Git